Category

Kitap

Sen Bitti Dediğinde (Chris Voss) Kitap Özeti

By Kişisel Gelişim, Kitap

Okuduğum kitabın dikkatimi çeken noktalarını aşağıya yazdım İyi okumalar.

1. Tüm ailenin bir arada olduğu tatil yemeğinde huysuz olan bir dede hayal edin. Sunulan davranış dedenin aksi olması iken, altta yatan duygu ise ailesinin onu hiç görmeye gelmemesinden ötürü duyduğu yalnızlıktır.
İşte, iyi arabulucular da etiketleme yaparken bu alttaki duygulara hitap ederler. Etiketlemek olumsuz duyguları-özellikle de uç olaylarda- dağıtırken, olumlu olanları güçlendirir.
2. Bir dahaki sefere büyük bir hatanızdan dolayı özür dilemeniz gerektiğinde bu yöntemi deneyin. Doğrudan konuya
girin.
3. Gönüllü var mı diye sorduğumda, herkes bakışlarını kaçırıyor. Sizin başınıza da gelmiştir mutlaka. “Lütfen beni kaldırmasın” diye düşünürken sırt kaslarınızın gerildiğini hissetmişsinizdir.
Bu yüzden de sormuyorum. “Sınıfın önünde benimle canlandırma yapma fikri sizi geriyorsa… şimdiden söyleyeyim korkunç olacak” diyorum.
Gülüşmeler kesilince, “Muhtemelen gönüllü olanlar daha fazla şey öğrenecektir” diye ekliyorum. Böylece her seferinde ihtiyacım olandan daha fazla gönüllü bulmuş oluyorum.
Şimdi benim ne yaptığıma bakalım: Konuşmamda seyircilerin korkularını etiketlemeye yer verdim. Korkunçtan daha kötü ne olabilir ki? Korkuları etkisizleştirip mantıksız olanın daha az korkutucu hale gelmesi için bekliyorum.

KARŞINDAKİNİN DUYGULARINI ETİKETLE
Burada yapmak istediğim şey, bu süreci sistematize ederek oğlunuzun yatağından büyük iş anlaşmalarına kadar geniş bir yelpazede görüşmeler yaparken, muhatabınızı savunmasız hale getirmek için kullanabilmenizi sağlamaktır.
Bunu yapmanın ilk adımı, karşınızdakinin size söyleyebileceği en kötü sözleri listelemektir. Buna “kontrollu suçlama” diyorum.
5. Muhatabınızın korkularını, gücünü yok etmek için etiketleyin. Hepimiz güzel şeylerden konuşmayı severiz ama unutmayın ki muhatabınızın, beynin korku üreten bölgesi olan amigdalasına ne kadar hızlı müdahale ederseniz güvenlik, huzur ve güven duygularına o kadar çabuk ulaşırsınız.
6. Bizim bakış açımızdan değil, onların bakış açısından ikna etmemiz gerekirdi. Peki nasıl?
En temel ihtiyaçlarıyla başlayarak.
Her arabuluculuk ve her anlaşmada sonuç bir başkasının aldığı karara bağlıdır. Uzlaşma ve mantıkla başkalarının kararlarını kontrol edip yönetebileceğimizi….
7. Müdürüyle konuşmaya oturduğunda kesin “hayır” yanıtı gerektiren, duyduğum en güçlü soruyu hazırlamıştı. “FBI’ın mahcup olmasını ister misiniz? diye sordu.
“Hayır!” dedi müdür.
“Ne yapmamı istersiniz?” diye devam etti.
8. İşte, basit bir ‘evet’ değil de bu anlayış seviyesine gelmek görüşme sanatının eseridir. Birini, hayallerini ve duygularını(bütün dünyası) tamamıyla anladığınıza inandırdığınız an, zihinsel ve davranışsal değişim mümkün hale gelir ve bir atılım için temel atılmış olur.
9. Uzlaşmayla ilgili vurgumu yapmak için size bir örnek vereyim: Bir kadın kocasının takım elbisesi ile siyah ayakkabı giymesini istiyor. Ancak kocası istemiyor, kahverengi ayakkabıları tercih ediyor. Peki ne yaparlar? Diyelim ki uzlaşıp ortada buluşurlar. Tahmin edebileceğiniz gibi, bir ayağına siyah diğerine de kahverengi ayakkabı geçirir. En iyi sonuç bu mu? Hayır değil! Aslında, bu olabilecek en kötü sonuçtur. Diğer iki sonuçtan (siyah ya da kahverengi giymesi) uzlaşmadan daha iyi olurdu.
10. “Sana berbat bir teklifim var” deyip devam etmemi isteyene kadar susuyordum. “Telefonu kapatırken hakkımda berbat bir işadamı diye düşünebilirsin. FBI’ın ilk büyük projesinde iyice çuvallıyor. Bir operasyonu nasıl yürüteceğini bile bilmiyor ve bana yalan bile söylemiş olabilir.”
Duygularını düşük beklenti seviyesine getirdikten sonra, kaybetme korkularına oynadım. “Bir başkasına bu öneriyi götürmeden önce sana sunmak istedim.”dedim.

11. Kısa bir süre önce Memphis Barolar Birliği için bir eğitim verdim. Normalde istedikleri eğitim için günde 25.000 dolar isterdim. Umduğumdan çok daha düşük bir teklifle geldiler. Daha sonra birliğin dergi kapağında bana yer vermeyi teklif ettiler. Benim için ülkenin en iyi avukatlarından kim bilir kaçının eline geçen bu derginin kapağında olmak paha biçilmez bir reklamdı. Ek olarak, annem gerçekten bundan gurur duyuyor!
12. Hatırlanması gereken en önemli şey, 0 ile biten sayıların kaçınılmaz olarak geçici gibi durdukları ve pazarlığın kolayca yapılabileceği hissini verdikleridir. Ama yuvarlak sayılar yerine -örneğin; 37.263 dolar gibi küsuratlı rakamlar kullanırsanız- bu miktarın üzerinde epey düşünülmüş olduğu sonucu çıkarılır. Bu sayılar, muhatabınızın gözünde daha ciddi ve kalıcı görünür. Bu yüzden, tekliflerinizi güçlendirmek için küsuratlı rakamları kullanın.
13. Demem o ki karşı tarafın başlamasına izin verdiğiniz de de dikkatli olmalısınız. İlk teklife karşı koymak için kendinizi psikolojik olarak hazırlamanız gerekir. Eğer karşıdaki kişi profesyonel ve gözü açık biriyse gerçeklik algınızı değiştirmek için uç rakamlar kullanacaktır. Sonra son derece saçma bir teklifle karşınıza çıktıklarında mantıklı gibi gözükecektir. (Tıpkı İphone için 600 Dolar istedikten sonra, 400 Dolar’ın da aslında pahalı ama makul gözükmesi gibi.)
14. İşte bu yüzden size, parayla ilgili pazarlığı karşı tarafın yapmasını öneriyorum.
15. Duygularınızı çıpalayın.
16. Bu yüzden, anlaşmayın ve şu basit kurala uyun: Asla uzlaşmayın. Yaratıcı çözümler hemen hemen her zaman bir dereceye kadar risk alma, sıkıntı, karışıklık ve çatışmanın ardından gelir. Uyum ve uzlaşmada bunların hiçbiri olmaz. Zor şeyleri kucaklamak zorundasınız. İşte, harika anlaşmaların yapıldığı yer burasıdır ve büyük arabulucuların yaptığı şey de budur.

UZLAŞMAYIN
18. “Sabaya’dan nefret ediyorsun, değil mi?” etiketini kullanarak sordum.
19. Dediğin ‘doğru’ dedirtmek için özetlemeyi deneyin. İyi bir özetin temel ilkesi, yeri değişen sözlerle birlikte etiketleme kullanmaktır. “Dünyayı…’ya göre…” tanımlama, yeniden şekillendirme ve duygusal olarak olumlamadır.
20. Birazdan göreceğiniz gibi, tüm arabuluculuklarda kullanılan en şirin iki kelime; ‘dediğin doğru’dur.
21. “Şimdi konuşmak için kötü bir zaman mı?” sorusu her zaman “Konuşmak için birkaç dakikan var mı? “ sorusundan daha anlamlıdır.
22. Bir kere ‘hayır’ dedirttiyseniz, insanlar yeni seçenek ve fikirlere çok daha açık hale gelirler.
‘Hayır’ın yokluğu,kömür madenindeki kanarya misali uyarı işlevi görür.Tüm çabalarınıza rağmen,diğer taraf ‘hayır’demezse ya kararsız ya kafası karışık ya da gizli bir gündemi olan insanlarla uğraşıyorsunuz demektir.Bu gibi durumlarda görüşmeyi sonlandırıp uzaklaşmalısınız.
Bunu şöyle düşünün;”Hayır!”demek,”Hayır,gitme!”demektir.
23. Gerçeğe bu kadar uzak başka bir şey olamaz.’Hayır’demek kişiye güvende ve kontrolün onda olduğunu hissettirir.’Hayır’yanıtı almanızı sağlayacak bir soru sorarsınız ve muhattabınız kontrolü ele geçirdiğini düşünür.İyi arabulucular işe başlarken,karşı tarafın iyi dinlediğine emin olmak için kesin bir ‘Hayır’duymayı beklerler.
Direkt ‘evet’ için baskı kurmak ise muhatabınızı ürkütür ve tedirginleştirir. İşte bu yüzden, öğrencilerime hep bir ürün satarken “Birkaç dakikanızı ayırabilir misiniz?” sorusuyla başlamamalarını tembihlerim. Onun yerine “Şu an konuşmak için kötü bir zaman mı? sorusunu sorsunlar. Ya “Evet, kötü bir zaman.” yanıtı alınır ve iyi bir zaman ayarlanmaya çalışılır ya da “Hayır!” yanıtı alınarak konuya geçilir.
24. Yoğunluğu kişiden kişiye değişse de tanıştığınız her kişinin motivasyon kaynağının, güvende hissetme ve kontrolün kendi elinde olduğunu hissetme ihtiyacı gibi iki temel dürtüyü doyurursanız yarı yolda kalmazsınız.
Mantığımızı ya da yapmacık gülümsemeyi kullanmak yerine ‘hayır’ı tercih ederiz. ‘Hayır’ kelimesi, kullanan kişiye güven ve kontrol hissi verir. ‘Hayır’ iletişimi başlatıp en sonunda taahhüt ‘evet’ine ulaşmayı sağlar. Erken söylenmiş ‘evet’, genelde boş ve sahtedir.
25. ” Aslında telefonu kapatırken kendini tebrik etmesi gerekirken seni etmesi işaretlerden biri.” dedi. “Seni tebrik etmesine ihtiyacı yok. Bu senin çok fazla şey yaptığını gösteriyor. Senin, onun icabına baktığını düşünüyorsa kendine nasıl faydası olacak.? Kırıcı olmak istemiyorum ama berbattın.”
26. Bir sır daha vereyim. Aslında üç çeşit ‘evet’ vardır: Yapmacık, doğrulayan ve taahhüt veren.

Yapmacık ‘evet’, karşıdakinin ‘hayır’ demeyi planlayıp daha kolay kaçabilmeyi istediğinde ya da konuşmayı kurnazca sürdürerek daha fazla bilgi almak istediğinde kullanılır. Doğrulamada kullanılan ‘evet’, genelde kısa yanıt gerektiren sorulara verilen masum bir yanıttır. Bazen tuzak kurmak için de kullanılabilirken çoğu zaman herhangi bir eylem vaadetmeyen basit bir doğrulamadır. Taahhüt veren ‘evet’ ise ardından eyleme geçilen gerçek bir anlaşmada kullanılır. Masada ‘evet’ dendikten sonra sözleşmenin altına imza atılır. Taahhüt ‘evet’i sizin istediğiniz şeydir. Ama üç ‘evet’te birbirine çok benzer. Bu yüzden hangisinin kullanıldığını ayırt etmeyi öğrenmeniz gerekir.
27. Etiketleme: Karşı tarafın duygusunu sesli ifade etme. Aynalama: Karşı tarafın söylediği kelimeler ile ona seslenme.
28. “Güzel, bu zor günün üstesinden iyi geliyorsun gibi görünüyor”. dedi Ryan. “Ben de hava muhalefetinden etkilendim ve transfer uçağımı kaçırdım. Bu uçuş da muhtemelen tamamen doludur. Ama dediğin gibi belki havadan etkilenip transferi kaçıran birileri olur. Hiç boşalan koltuk olur mu acaba?”
Bu nakarata dikkat edin. Etiketleyin, taktiksel empati kullanın ve etiketleyin. Tüm bunları yaptıktan sonra istekte bulunun.
29. Anna’nın yaptığı ilk iş ortağı Mark’la oturup ABC’nin yönelteceği her şuçlamanın listesini yapmak oldu. İlişki çoktan bozulduğu için liste kabarıktı. Ama olası en büyük suçlamaları tespit etmek kolaydı:
“Küçük ortağı sıkıştırmaya çalışan tipik büyük bir patronsunuz.” “ Tüm bu işi bize vermişken şimdi sözünüzden dönüyorsunuz.”
“Hazırlanabilmemiz için bize haftalar öncesinden söylemeliydiniz.”
Anna ve Mark aralarında canlandırmalar yaptı; birisi ABC şirketi adına konuştu, diğeri de suçlamaları etkisizleştirmek için etiketler kullandı. Anna yavaş ve doğal bir şekilde, “İş bittiğinde bizim büyük ve kötü bir ortak olduğumuzu düşüneceksiniz” dedi. “Görünen o ki bu işin size daha en baştan taahhüt edildiğini düşünüyordunuz.” Zamanlamaya dikkat ederek bir gözlemcinin önünde de pratik yaptılar. Tüm korkuları hangi aşamada etiketleyeceklerine karar vererek nerede susmaları gerektiğini de planladılar. Aynı bir tiyatro gibiydi.
30. Konuşmaya ellerinde para olmadığını söyleyerek başlamasını ve gururlarını kırmamak için ‘hayır’ kelimesini kullanmamasını tavsiye ettim.
Bir sonraki telefon görüşmesinde, “Bunu yapmamı nasıl beklersiniz?” diye sordu.
31. Sonra teyzesinin hayatının değerini, çok düşünerek hesaplamış hissi veren 4.751 dolar gibi garip bir rakam söylettik.
32. Kolombiyalı isyancılar ilk defa talepte bulunduğunda, Julie’nin ne yaptığına bakalım. “Bu kadar çok parayı nasıl ayarlayabilirim?” diye sormuştu.
‘Hayır’ kelimesini kullanmadığına dikkat edin. Rehinecilerin 5 milyon dolar talebini aslında reddetmiş oluyordu.
33. Bu iki yanıttan birini duyduğunuzda, muhatabınıza yönlendirici “Nasıl?” sorusunu kendi ağzıyla başarılı bir icraatı tarif ettirene kadar, sormaya devam edin. “Dediğin doğru” dedirtene kadar söylediğini özetlemeyi sürdürün.
Karşı tarafın başarıyı hissetmesine izin verin. Bırakın kendi fikirleri olduğunu düşünsünler. Egonuzu susturun, şunu hatırlayın; ‘Nasıl’sız bir ‘evet’ hiçbir şeydir. ‘Nasıl’ diye sormayı sürdürün ve yol alın.
34. Uygulama bir komite aracılığıyla oluyorsa bu komitenin desteği önemlidir. Bu komitenin üyelerini teker teker tanımadan önce bile her zaman motivasyonlarını belirleyip açığa çıkarmanız gerekmektedir. Bunu “bu grubun kalanını nasıl etkiler?” ya da “Bu görüşme hakkında diğerleri ne düşünür?” ya da “Meslektaşlarınız bu bölgenin en önemli zorlukları olarak neyi görürler?” gibi yönlendirici sorularla kolayca yapabilirsiniz.
35. Nasıl? sorusu, HAYIR diyeceğiniz yerlerde kullanılır.
36. Masanın karşısındaki kişi hiçbir zaman sorun teşkil etmez. Sorun, çözüm bekleyen konudur.
37. Etkili görüşmeciler muhataplarının o anki durumuna(talebine) takılmadan bunun altında yatan nedenlere(istedikleri şeyi neden istediklerine) odaklanırlar. Motivasyon kaynakları, karşı tarafın kaygıları, umutları hatta arzularıdır.
38. Karşılaştığınız en büyük zorluk nedir?

39. Bu kavramı Harry Potter’ın yazarı J.K. Rowling güzel özetler; “Başka insanların gerçeğini kabul etmelisiniz. Gerçeğin tartışmaya açık olduğunu ve siz neyi kabul ederseniz onun gerçek olduğunu düşünüyorsunuz. Bizim de sizin kadar gerçek olduğumuzu ve kendinizin Tanrı olmadığını kabul etmeniz gerekir.”
40. Tipik bir iş toplantısında ilk birkaç dakika, işe başlamadan önce ve son birkaç dakika, herkes ayrılırken, karşı taraf hakkında tüm toplantı boyunca olduğundan çok daha fazla bilgi edinme şansı olur. İşte bu yüzden gazetecilerin röportajdan önce ve sonra mikrofonu asla kapatmamak gibi bir inançları vardır. Çünkü en sağlam bilgiye o anlarda ulaşılır.
41. Daha ince bir yöntem de negatif baskı gücünüzü etiketlemeniz ve saldırmadan belirgin hale getirmenizdir. “ Öyle görünüyor ki her zaman vaktinde ödeme yapmış olmayı çok önemsiyorsun.” ya da “Beni ne durumda bıraktığını umursamıyor gibi görünüyorsun.” gibi cümleler görüşme sürecini gerçekten başlatabilir.
42. Sizinle konuşuyorlarsa elinizde bir baskı gücü var demektir. Bir kaçırma olayında baskı gücü kimdedir? Rehinecide mi kurbanın ailesinde mi? Çoğu kişi rehinecinin tüm baskı gücüne sahip olduğunu düşünür. Şüphesiz rehinecinin elinde sizin sevdikleriniz vardır ama sizde de onun tutkuyla istediği birşeyler vardır. Hangisi daha kuvvetli? Dahası rehinecilerin sahip oldukları meta için kaç alıcı vardır? Yalnız tek bir alıcısı olan iş nasıl başarılı olur?
43. a) Hedef fiyatınızı belirleyin.
b) Hedef fiyatınıza %65 oranındaki ilk teklifinizi belirleyin.
c) Azalan oranda (85,95 ve 100 oranları için) 3 artış belirleyin.
d) Siz fiyat teklifinizi arttırmadan önce bolca empati kurun ve ‘hayır’ demenin farklı yollarını deneyin ki karşı taraf sizden önce teklif versin.
e) Son miktarı hesaplarken 38.000 Dolar yerine 37.893 Dolar gibi küsuratlı bir sayı kullanın. Bu, sayıya inanırlılık ve bir ağırlık katıyor.
f) Son sayınızı söylerken sınıra geldiğinizi göstermek için parayla ilgili olmayan (muhatabınızın muhtemelen hoşuna gitmeyecek) bir konu atın ortaya.
44. Tehditler öfke yerine soğukkanlılıkla edildiğinde başka bir deyişle güvenli ve kontrollü bir şekilde kullanıldıklarında çok işe yararlar. “Bunun bende işe yaramadığına üzgünüm.” ifadesini soğukkanlılıkla söylediğinizde işe yarayacaktır.
45. Birisi sizi kızdıracak saçma bir teklif yaptığında derin bir nefes alarak öfkenizi biraz yatıştırmaya çalışarak dikkatinizi kişiye değil teklife yönlendirin ve şöyle deyin; “Bunun nasıl işe yarayabileceğini göremiyorum.
46. Etiketleme: Önerdiğin fiyat çok adil
47. Ayrıca yalancılar, muhataplarının şüphesini dağıtmak için daha karmaşık cümleler kurmak eğilimindedir. W.C. Field’ın birini saçma konuşarak şaşırtmak derken katettiği de budur. Araştırmacılar buna Pinokyo Etkisi adını verdiler. Çünkü tıpkı Pinokyo’nun burnu gibi yalan büyüdükçe kelime sayısı da artıyordu. Yalan söyleyen kişiler endişeli olduklarından karşı tarafı inandırmak için daha fazla çabalamalarıyla anlaşılabilirler.
48. Birinin ses tonu ya da vücut dili sözleriyle uyuşmadığında, nedenini bulmak için etiketleme yapın.
Örneğin: Siz: “Anlaştık mı?” Onlar:”Evet”… Siz: “Evet dediğinizi duydum ama sanki ses tonunda bir tereddüt var gibiydi.” Onlar: “Yok öyle değil aslında”. Siz:”Hayır, bu önemli, doğru yaptığımıza emin olalım.” Onlar:”Teşekkürler, katılıyorum.”
Anlaşmanızın bir sürprizle karşılaşmadan hayata geçmesinin yolu budur. Muhatabınız da minnettar kalacaktır.
Uyuşmazlığı belirleyip etiketlemeyle kibarca bunu çözmeye çalışmanız onlara kendilerini saygın hissettirecektir. Sonuç olarak, ilişkiniz güvene dayalı gelişecektir.
49. ORAN KURALI: Bu kurala göre bir mesajın %7’sini sözler, %38’ini ses tonu ve %55’ini vücut dili ve yüz oluşturur.

 

 

Önce Kendimi Sattım – İlker Taner Uzun (Kitap Özet)

By Kişisel Gelişim, Kitap

Okuduğum bu kitaptan aldığım notlar:

 

.Gıdım gıdım ver. Yüzde 12 vermek yerine, üç tane yüzde 4 ver ve her defasında müşterin, senden istediğini almış olsun.

​2​.Duygularını kıyafetlerin gibi taşırsın.İnançsızlığını da öyle. Bu durumda içindeki ruh halini, beden diliyle ve bir film karesi gibi aktarırsın karşı tarafa. Endişen, vücudunun postürünü bozar. Omuzların düşer, yüz hatların gerginleşir, sesin titrer ve müşteri bu sinyalleri anında hisseder.

​3​.Fiyat teklifinin geçerlilik süresi konusunda, müşterini bilgilendir lütfen. Ucu açık tarihlerde verdiğin fiyat teklifleri, sana her zaman zarar verir. Ha birde unutmadan; fiyatını söyledikten sonra, sus ve bekle. Bir sessizlik anında, sessizliği ilk bozan, oyunu kaybeder!

​4​. Anlam ayrıntıda gizlidir. Söylenenden çok, satır aralarında yatan ve asıl söylenmek isteneni anlamaya yoğunlaş. Kelimeler aynı da olsa ima, ses tonu ve vücut diliyle aktarılır.

5​. Her ne olursa olsun, itirazın cevabını çok iyi bilsen de doğru anladığından emin ol. Bunu “Doğru mu anladım acaba? Sevkiyatlarınızın, en geç iki haftalık dönemlerde size ulaşmasını istiyorsanız, öyle değil mi? “ gibi sorularla teyit ettir.

​6​.Çıkartmayı bastırmanın en ucuz ve kolay yolu, asker kumsala ayak basmadan önce gemiyi batırmaktır.

​7​.Hata yapmaktan korkma. Yumurtaları kırmadan pasta yapamazsın.

8​.”The Man” İngilizce anlamını neredeyse herkesin bildiği bu kelimenin açılımı şöyleydi: M​oney(Para)   ​A​uthorized(Yetki)     ​N​eed(İhtiyaç)

​9​.Müşterin sormadığı sürece, kesinlikle fiyattan söz etmemek olmalıdır.

10​.Belli aralıklarla konuşmayı özetle. Konuşmacı bir konuyu bitirip diğer bir konuya geçtiğinde, anlatmış olduğu konuyu doğru anlayıp anlamadığını bilmesi için ilettiği mesajı doğru anladığından emin ol. Böylelikle karşındaki, sana ve anlattıklarına odaklanmaya devam edecektir.

11​.Konuşmacının  kelimelerini kullan.

12​.Her itirazı olumlu bir bakış açısıyla karşıla.

13​.İtirazlara anında yanıt vermekten kaçın.Üç,beş saniye bekle,düşün ve sonra cevap ver.

14​.Unutma, en iyi itiraz karşılama yöntemi, onunla karşılaşabileceğin tüm alternatifleri ta başından yok edecek ve henüz muhalefet haline gelmeden önceki tedbirleri almaktır.

15​.Müşterine satmaktan öte, yardımcı olmak amacıyla görüştüğünü hissettir.

16​.Heyecan, coşku ve inancını göster.

17.Sen profesyonelsin. Hislerine yenilme. Konuşmanın içeriğine odaklan, konuşmacının​     tavrına değil. Tavırlarını beğenmediğin bir konuşmacı da sana çok önemli bilgiler aktarabilir. Önemli olan bilginin kendisidir, sunum şekli değil.

18.”Ağzı çok iyi laf yapar, iyi satışçıdır” gibi beylik söylemleri unutun. Müşteriler,​ ilişkilerini çok konuşanla değil, kendisini can kulağı ile dinleyip, derdine çare olan satışçılarla sürdürmeyi tercih ederler.

19.Güldürebilirsen, satarsın.​

20.Gününü kurtarmaya gelmiş satışçı ile gerçekten sorunu veya ihtiyacı tespit edip,​ bunların çözümü için müşterisine dostça yaklaşıp, yardım etmek için uğraş veren satışçı arasında, dağlar kadar fark vardır. İnsanlara dostları yardım eder ve müşteriler bunu hisseder.

21.Böyle yaparak, herşeyden önce satış odaklı bir yaklaşım sergileyemediğin için, güven​ kazanacak ve müşteri zırhını çıkaracaktır. Beş dakika önce kapıdan giren yabancı gitmiş, yerine ortak ilgi alanları veya tanıdıkları olan ve aynı safta hareket eden iki insan olmuşsunuzdur artık.

22.İTT’de sunumunu yaptığımız, neredeyse iki kiloluk telefon rehberlerini, ortasındaki tek​   sayfadan tutup kaldırır ve sallardık.

23.Olumsuzluklardan bahsetme.​

24.Evet, yanlış anlamadın. Dokun.​

25.Örneğin, müşterinin, “Ödemeyi kredi kartıyla yapabiliyor muyum?” sorusuna, “Evet,​        tabii yapabilirsiniz” yerine, “Kredi kartıyla mı ödemeyi tercih edersiniz?” Yada müşterinin, yine aynı sorusuna, “Kredi kartıyla ödemeyi kabul edersek, sipariş verebilecek misiniz?” gibi karşı sorularla yanıt vermen, hem kendisinin zaten cevabını aradığı soruya, yine kendisinin “evet” yanıtını vermesini sağlayacak, hem de onu bir taahhüde zorlayacaktır.

26.Konuşma hızını, müşterine göre senkronize et.​

27.Bir insanı ikna etmek için kullanabileceğin en etkili yöntemdir hikaye anlatmak. Çünkü​       hikayeler, rasyonel aklın parmaklıklarını kırar ve dinleyiciyi hayal dünyasına sürükler. Anlatılanlar dinleyenin gözünde bir film platosu yaratır. Dinleyici kendisini hikayenin içinde bulur, kendisini kahramanın yerine koyar, dinlediklerinden bir anlam veya bir ders çıkartmaya çalışır. Bunları düşünürken de, savunma mekanizmaları devreden çıkar.

28.İnsanlar matkap satın almazlar, matkabın duvarda açacağı deliği satın alırlar.​

29.Mary Kay Ash, “herkesin boynunda asılı, görünmez bir levha vardır ve üzerinde bana​   kendimi önemli hissettir yazar,” der. Kesinlikle katılıyorum.

30.Sattığın ürün veya hizmetler, müşterilerini heveslendirmez. Onları asıl heyecanlandıran​ şey,ürününü kullandıktan sonra elde edecekleri, fiziksel veya psikolojik doyumdur.

31.”Her satışçıya uygun, tek bir satış politikası yoktur. Ancak her satışçı, müşterisi gibi​     düşünmeyi öğrenmek zorundadır. “

32.Akıllı satışçı, müşterisinin buradaki hassasiyetini yakalar ve onun üzerine yoğunlaşır.​ Müzarekenin dümenini, müşterisinin asıl ve öncelikli “karın ağrısına” doğru çevirir.

Duyarlı nokta bulunmuştur ve operasyon, tam da bu noktadan başlatılmalıdır.

33.Bu iş satıştan ziyade, bir insan okuma becerisidir aslında.​

34.Arapların bir atasözü var,” yürekten çıkan söz, yüreğe ulaşır, ağızdan çıkan söz,​  kulakta kalır. “ diye.

35.Dinlemeye istekli ve önyargısız ol.​

36.Not al.​

37.Görüşme yapacağın işyerinin bulunduğu semt, sokak, binanın dış cephe görüntüsü,​ şirket adının yazılı olduğu tabela, varsa girişteki personelin genel vaziyeti ve buna benzer hemen herşey, potansiyel müşterinin durumu hakkında sana veriler göndermeye devam eder. Boyası, sıvası dökülmüş, kırık dökük yada aydınlatması tam olmayan bir şirket tabelasından ne anlaman gerekiyorsa onu anla ve kafanın bir yerine iyice not et. Gözlerin açık olsun. Bakma, gör. Bilgi toplama sürecindesin hala, unutma.

38.Büyük umutlarla girip, hayal kırıklıklarıyla çıktığın bir satış görüşmesinin hemen​      ardından, kendini sıfırlayıp, bir başka satış sözleşmesine girebilecek cesaret ve başaracağına olan inancını asla kaybetme. Başarının formülü de burada yatıyor aslında ve son derecede basit. Yürekten inan, çok çalış ve asla geri dönme. Henry David Thoreau’nun, günümüzden yaklaşık yüzelli yıl önce söylediği şu söz, sanırım herşeyi özetliyor: “İnsanın yaşam düzeyini bilinçli bir çaba ile yükseltme konusundaki tartışma götürmez yeteneğinden daha cesaret verici bir gerçek bilmiyorum.”

39.Mesleğimde geçirdiğim yirmibeş yıllık deneyim de bana aynı şeyi öğretti: satışın​       neredeyse tamamını özetleyebilecek o büyülü kelime, “güven”dir. Satış, bu temel etki üzerine kurulur ve bunun üç ayağı vardır.

. Kendine güven

.. Şirketine güven

. Ürününe güven

40.Eğer müşterin sana itimat etmişse, rahattır. Bunu, hal ve hareketlerinden, sen de çok​ kolay gözlemleyebilirsin. Her şeyden önce vücut dili söyler bunu sana zaten. Oturuşu, bakışları, konuşması değişir. Yakınlaşır. Daha önce nerede çalıştığın, hangi üniversiteden mezun olduğun, nerede oturduğun, nereli olduğun veya buna benzer konularla ilgili, kişisel sorular sorar sana. Bazen kendi özel yaşamıyla da ilgili detaylara girer. Daha önceki iş yaşamı, başarıları, çocukları, tatil maceraları, hobileri, okuduğu kitaplar, tedarikçisiyle yaşadığı özel sorunlar veya buna benzer konuları, seninle paylaşmaktan çekinmez. Anlarsın zaten. İlave çay- kahve ikramları sıklaşır vesaire. Müşterin, bu davranışlarıyla aslında sana bir satın alma sinyali gönderir ki ileriki sayfalarda bu durumu detaylıca işleyeceğiz zaten.

41.Bir müşteri değil, dost kazan.​

42.Randevunu teyit ettirme. Teyit ettirmek için tekrar ararsan eğer, randevu saat ve​      gününü muhtemelen ileri bir tarihe öteleyeceklerdir.

43.Eğer görüşme uzayacak gibiyse, “Ben beklerim olsun sorun değil” gibi yaklaşımlardan​  uzak dur.

44.Öncelikle randevuyu sat! Yani randevu saatini onaylatmakla, müşterine ilk satışını da​ yapmış olursun. Bu yüzden, telefonda ürününü değil, randevu saatini satmaya çalış.

Kesinlikle bunu böyle düşün.

45.Sunuş şeklini düşün, kendini müşterinin yerine koy. Eğer o sunum sana yapılsaydı ne​     düşünürdün? Ne hissederdin? Ne kadar etkilenirdin? Buna vereceğin cevap seni tatmin edene kadar, telefonuna dokunma bile.

46.En büyük zaman düşmanlarından birisi de ertelemektir.​

47.Sabah ofise gelip, “bugün ne yapsam?” diye başladığın her günü kaybedersin.​

48.Strateji masa başında belirlenir ancak savaş, cephede kazanılır.​

49.Başımızın belası “de”ler, “da”lar, “ama”lar!  Satışçıların randevu almaya çalışırken​      genellikle yaptıkları bir hata vardır. Ama farkında değildirler ve çoğu randevu da bu yüzden alınamaz. Açılış cümleleri genellikle şöyledir;

“Günaydın. Ben Ahmet. Faruk Bey ile görüşecektim de…”    Ya da,

“Günaydın. Ben Ahmet. Faruk Bey ile görüşecektim ama…”

50.İnsanları iki şey hemen harekete geçirir. Birincisi kazançlarının artacağını hissetmeleri,​     ikincisi de kaybetme korkularıdır.

51.Her nesne konuşur. Antrede beklerken, şirketin dekorasyon ve tasarımında kullanılan​       her türlü eşya, tablo veya süslemeler, duvardaki vergi levhası, sehpadaki gazete, şirket ürünlerinin veya almış olduğu ödüllerin sergilendiği köşe, sekreterin ya da diğer şirket çalışanlarının kıyafetleri veya birbirlerine karşı olan davranış biçimleri ya da telefon konuşmalarındaki üslupları veya buna benzer herşey, potansiyel müşterin hakkında ve genel olarak sana çok değerli bilgi sinyalleri gönderir.

52.The MAN yoksa, satış da yoktur. Ziyaret raporlarımıza bazen, “THE MAN YOK” diye not​ düşerdik. Ne kadar da güzel özetliyormuşuz her şeyi.

53.Günaydın veya merhaba dedikten sonra sus! Bir iki saniye içerisinde karşıdan aynı​     samimiyetle bir günaydın gelecektir, emin ol. Eğer günaydın dedikten sonra konuşmaya devam edersen, tılsımı bozmuş olursun. O içten günaydın, sonrasında gelen benim adım Ahmet, falan şirketten arıyorumun içinde kaybolur, gider.

54.Çocukluğumda rahmetli babamla balık tutmaya giderdik. Balık tutmak için ihtiyacımız​ olan yemler, deniz kenarındaki taşların altlarında olurdu. Solucana benzeyen kurtçukları iğnenin ucuna takar ve oltayı suya atardık. Babam, oltayı atmış balığın gelmesini beklerken, ben de deniz kenarındaki taşları kaldırır, balık yemi olarak kullanacağımız kurtçukları bulmaya çalışırdım. Sırasıyla önüme gelen tüm taşları kaldırır, altlarına bakar ve bir kenara atardım. Babam, “büyük taşların altına bak” derdi hep bana. Bense, her önüme gelen taşı kaldırır, belkide bu taşın altındadır deyip, tüm ihtimalleri göz ardı etmeden arardım o kurtçukları. Oysa hep onun dediği olurdu. Ne zaman büyük bir taşı kaldırsam, altında olurdu o aradığım kurtçuklar. Küçük taşlarla vakit geçirmem, bana çok zaman kaybettirdi.

55.Küçük taşları boşver.​

56.Her telefon açtığında randevu alamayacaksın. Her teklifin satışa dönüşmeyecek. Bazen​ tamam bitti, sattım dediğin çok büyük satış görüşmesini, ertesi gün rakibine kaptırdığını göreceksin. Canın sıkılacak, moralin bozulacak ama inancını yitirmeyeceksin. Tıpkı bambu ağacı yetiştirmek gibi. Diktiğin tohumu, tam beş yıl özenle sulayıp gübreleyeceksin. Beş yıl, hiçbir hayat belirtisi olduğunu görmeden, ama mutlaka gayretlerinin sonucunu alacağına inanarak azimle sulayıp gübreleyeceksin inancını. Ta ki altıncı yıl toprağın üzerinde yeşeren, kibrit çöpü büyüklüğündeki fideyi görene kadar devam edeceksin buna. Ve altı ay sonra bu fidenin dokuz katlı bir bina yüksekliğine ulaştığını izleyeceksin. İşte sabır ve emeğinin sonucu.

57.Günün hangi saatlerinde daha verimli olduğunu keşfet ve iş planlarını buna göre​  programla.

58.Telefon açtığında, başka hiçbir şeyle ilgilenme. Telefondaki kişiye ve konuna odaklan.​ Bilgisayar ekranından uzak dur.

İŞ BİTİRİCİ DAVİD ALLEN (Kitap Özeti)

By Kişisel Gelişim, Kitap

Okuduğum bu kitaptan aldığım notlar :

1.SU GİBİ DURU “ZİHİN” BENZETMESİ

Su gibi duru zihin.”Durgun bir suya bir çakıl taşı attığınızı farzedin. Su nasıl tepki verir? Cevap:

Atılan taşın suya girme gücüyle tamamen bağlantılı bir şekilde…

2.Gereğinden fazla veya az tepki vermenize sebep olan herşey sizi kontrol altına almış demektir.​     3.Yirmi yıllık tecrübem süresince keşfettiğim birşey var: İnsanların yaşadığı stresin çok büyük bir​      kısmı, fazla incelemeden kabul ettikleri işler ve sorumluluklardan kaynaklanıyor.

4.Eğer Hayatta bundan başka yapacak bir işiniz olmasaydı ve tek hedefiniz bu işi bitirmek olsaydı,​       şu anda nereye giderdiniz ve ne tür bir faaliyet seçerdiniz?

5.Güç üretme kabiliyetiniz, rahatlama kabiliyetinizle doğru orantılıdır.​

6.Bu Modeli Denemek İçin Önemli Bir Alıştırma:​

Şu anda aklınıza en çok takılan durumu veya projeyi yazmanızı tavsiye ediyorum.

7.Bu programın ilkelerini alışkanlık haline getirip uyguladığımda işimi kurtardı… İnanarak​ uyguladığımda ise hayatımı değiştirdi.

8.İstediğin şey hakkındaki bir resmi kafanızda çizip ona odaklandığınızda olan otomatik ve​ olağanüstü şeylerdir.

9.Hayat tarzınız ne olursa olsun, haftalık gözden geçirmeye ihtiyacınız vardır.​

10.İşler hakkındaki en iyi fikirleriniz, siz işte olduğunuz sürece gerçekleşmeyecektir.​

11.Gözden Geçirme:Sisteminizin Fonksiyonel Kalmasını Sağlama:​

Mesela, yapmanız gereken telefon görüşmelerinin bir listesi olsun. Fakat aralarında acil olmayan birkaç not da varsa, beyninizin listeye olan güveni kendiliğinden azalacaktır ve düşük kapasiteyle çalışarak yaptığı zihinsel görevleri de stres üretecektir. Bu yüzden(şimdiye kadar çoktan öğrenmiş olmanız gerektiği gibi)pek iyi yapmadığı,işlerini yani hatırlama,değerlendirme ve hatırlatmayı geri alacaktır.

12.Bu tür organizasyonlardaki üretkenliği artırmadaki diğer bir faktör ise belli bir iş yapma isteğiniz​      olduğunda enerjinizi en üst seviyede tutmaya çalışmaktır.”Telefon etme”modunda olduğunuzda birçok görüşme yapmak sizi yormaz;”Aramalar”listenizin dibine kadar inin.Hazır bilgisayarın başındayken,bilgisayarla yapabileceğiniz bütün işleri araya başka bir şey sokmadan halledin.Böylece zaman kazanmış olursunuz.Bir işi yaparken,aniden farklı araçların veya farklı bir çeşit konsantrasyonun kullanıldığı işe girişmek birçok insanın fark ettiğinden çok daha fazla enerji yer.Ayrıca çok açıktır ki,konuşmak istediğiniz kişiyi hazır yakalamışken onunla paylaşmak istediğiniz kişiyi hazır yakalamışken onunla paylaşmak istediğiniz tüm şeyleri bir anda söylemek akıllıca olur.

13.Hareket merkezli odaklanma”ile yaklaşabilirsiniz.”Beklemedekiler”listenizdeki bir unsur da​     faaliyet listesine girdiği takdirde,üretken olmayan düşünceler işlerinizi bölecektir. 14.Temel Kategoriler​

-”Projeler”listesi

-proje destek malzemeleri

-Belli bir tarihte yazılan faaliyetler ve bilgiler

-”Müteakip Faaliyetler”listesi

-Referans malzemeleri

-”Günün Birinde/Belki”listesi

15.Belli Sınırlar Konulmasının Önemi:​

Diğer yandan, takvime yazılması mutlaka gereken işleri müteakip faaliyetler listesine alırsanız, belli bir zamanda gerçekleşme ihtimalleri düşeceği için takvime olan güveniniz zayıflayacak ve bu yüzden herşeyi en baştan değerlendirmeniz gerekecektir. Bir müddet dokunmayacağınızdan emin olduğunuz veya yapılıp yapılmayacağı belli olmayan şeyler varsa onları “Günün Birinde/Belki “ listesine ekleyebilirsiniz. Böylece “Proje” listesine, ihtiyacı olan güçlü bir “hareket merkezli odaklanma” ile yaklaşabilirsiniz. “Beklemedekiler” listenizdeki bir unsur da faaliyet listesine girdiği takdirde, üretken olmayan düşünceler işlerinizi bölecektir.

16.Bu tür organizasyonlardaki üretkenliği arttırmadaki diğer bir faktör ise belli bir iş yapma isteğiniz​      olduğunda enerjinizi en üst seviyede tutmaya çalışmaktır. “Telefon etme” modunda olduğunuzda birçok görüşme yapmak sizi yormaz; “Aramalar”listenizin dibine kadar inin. Hazır bilgisayarın başındayken, bilgisayarla yapabileceğiniz bütün işleri araya başka birşey sokmadan halledin. Böylece zaman kazanmış olursunuz. Bir işi yaparken, aniden farklı araçların veya farklı bir çeşit konsantrasyonun kullanıldığı işe girişmek birçok insanın fark ettiğinden çok daha fazla enerji yer, Ayrıca çok açıktır ki, konuşmak istediğiniz kişiyi hazır yakalamışken onunla paylaşmak istediğiniz tüm şeyleri bir anda söylemek akıllıca olur.

17.Mesela sizde benim gibi orta seviyeli diyebileceğimiz düzenli bir egzersizci iseniz, kendinizi​     egzersizleri yapmaya itecek küçük hileleriniz vardır. Benim en kullanışlı hilem kıyafetler-giydiklerim ve çıkardıklarım. Eşofmanlarımı giydiğim zaman egzersiz yapasım geliyor; fakat giymediğimiz zamanlarda başka şeyler yapmak istiyorum.

18.İlgilenemediğiniz konular hakkında kendinizi rahat hissetmeden acil mevzuların sizi meşgul​        etmesine izin verirseniz, daha fazla stres, endişe ve moral bozukluğuna kapılırsınız.

19.Buna ek olarak, gelen kutusu ve faaliyet listeleri uzun bir süre boyunca ihmal edilirse, önceleri​       oraya rastgele konulmuş olan nesneler, çok acil işler olarak ortaya çıkarlar ve “sürpriz işler” listesine katkıda bulunurlar.

  1. “Arabayı muayene ettir” için gerekebilecek yegane planlama, zaman kazanma maksatlı olarak en​ yakındaki servisi arayıp müsait olup olmadığını sormaktır

21.Fakat belli bir noktaya gelindiğinde işleri kontrol altına almıyor ve gündemi yakalayamıyor,​ sadece elinizin altındaki ve aniden ortaya çıkan işlerle meşgul oluyorsanız, etkililiğiniz ciddi manada düşecektir.

22.Peki nasıl karar verirsiniz?İş tekrar hissi yargılarınıza düştü. Beklenmeyen bir şekilde ortaya​         çıkan iş, mevcut listedekilere kıyasla ne kadar önemli? Kutunuzu ve bütün şeylerinizi ne kadar bir süreyle başı boş ve gözden geçirilmemiş bırakabilir ve yapılması gereken şeyler hakkında en doğru kararları aldığınızdan nasıl emin olabilirsiniz?

23.Gelen kutunuz, e-postalarınız ve geri kalan tamamlanmamış işlerinizle uğraşmak yerine, anlık acil​     ihtiyaçların içinde kaybolmak çok kolaydır.

24.Düşük enerji modundayken önünüze beklenmedik bir 15-20 dakika çıktığında, okunacak​ materyaller düzensiz, fişler ve makbuzlar her tarafta, dosya sisteminiz birbirine girmiş ve gelen kutunuz fonksiyonelliğini kaybetmiş ise herşey gözünüzde büyüyüp çok fazla iş gibi gözükecek; böylece hiçbirşey yapmayacak ve kendinizi de çok kötü hissedeceksiniz.Pillerinizi doldurmanın, cihazlarınızı şarj etmenin en iyi yollarından bir tanesi, yarım kalmış birkaç işi bitirmektir. Bu yüzden listenizde, her zaman basit işler bulundurun.

25.Her işin sonunda ve her zaman hislerinize güvenmelisiniz. Bu güveni arttıracak yapabileceğiniz​     çok şey vardır.

26.Her bir nesne ile uğraşma sürenizi iki dakikadan beş veya on dakikaya çıkarabilirsiniz. Kutunun​     dibine bir an önce varmak istiyor ve öğleden sonrasını gerçekten de en faydalı şekilde geçirmek istiyorsanız, bu iki dakikayı bire, hatta yarım dakikaya indirebilirsiniz.

27.Yazıcınızdaki bir kartuşu değiştirmeniz veya yeniden doldurmanız gerektiğinde artık fazladan​      kartuşunuz olmadığını farkederseniz, bunları temin etmekle ilgili bir sonraki işleme karar vermeniz gerekir. Fakat baktınız ki elinizde de kalmamış, o yüzden bir yerden satın alınması gerekecek, işte “Yap”, “Başka birine yönlendir” ve “Tehir et” burada devreye girmelidir.

28.Bir işi neden yaptığınızı bilmiyorsanız, ne kadar yapılması gerekeceğini hiçbir zaman​ bilemezsiniz.

29.Hayatınız ve işiniz geliştikçe, fikirleri ve bilgileri geldikleri anda kaydedip kaçmalarına müsaade​     etmemek için var olan standart aygıtların kullanımını oturtmak durumundasınız. Kariyerinizde ilerledikçe fark edeceksiniz ki, en muhteşem fikirler size iş yerindeyken gelmeyecektir. Her zaman elinizde olan kaliteli toplama cihazlarına olan hakimiyetinizi artırmak, üretkenliğinizi de artırmanın anahtarıdır.

30.Toplama İşinde Başarıya Etki Eden Faktörler:​

  1. Eksik kalmış işler toplama sisteminize dahil edilmeli ve kafanızdan çıkarılmalıdır.
  2. Yetecek en az sayıda toplama “kova”sıyla çalışmalısınız.
  3. Ve bu “kovaları”düzenli şekilde boşaltmalısınız.

 

31.İlk planda her şeyi kafanızın içi hariç bir yere koyun da neresi olursa olsun.​

32.Herhangi bir nesneye”yapılmalı”, “yapılmasına ihtiyaç var” veya “yapılsa iyi olur” yaftasını​      yapıştırdığınız anda bu nesne “tamamlanmamış” haline gelir.

33.TOPLAMA

Aklınızın her şeye takıldığı aşağı seviye görev anlayışından kurtulabilmesi için, yapacağınız herhangi bir işi temsil edebilecek her şeyi topladığınızdan emin olmalısınız. a)Dikkatimizi çeken nesneleri toplarız;

b)Ne anlama geldiklerini değerlendirir ve ne şekilde kullanacağımıza karar veririz; c)Sonuçları organize ederiz;

d)Organize ettiğimiz sonuçları seçenekler olarak gözden geçiririz;

e)Bu seçeneklerden yapacağımız işleri belirleriz,

34.Beyin, geçmiş yada gelecek mefhumlarına sahip değildir. Kendinize yapmanız gereken bir şeyi​   telkin ettiğiniz anda bu işi RAM’e kaydedersiniz. Bir parçanız kaydedilen bu işin devamlı olarak yapılması gerektiğini düşünür.

35.Vizyon yetmez; risk almak gerekir. Merdivenleri saymak yetmez; çıkmak gerekir.​

36.Güvertelerini günlük rutin ve sıkıcı “şeyler”den temizlemeleri için gündüzleri beraber çalıştığım​    yöneticilerin çoğu, akşam olunca kendilerini şirketleri ve gelecekleri hakkındaki vizyonlara ve düşünce akışlarına kaptırıyorlar. Bu, mevcut iş akışına tam olarak sadık olamamanın tabii bir neticesidir.

37.Esas Değişiklik: Her Şeyi Kafanızdan Atabilmek

Benim ve diğer kişilerin yaptığı şeyler arasındaki en büyük farklılık şudur:”Şeylerimin”%100’ünü yakalarım ve kafama takmadan elimdeki hedefe yönelik mevcut araçlar ile düzenlerim. Bu durum, küçük ya da büyük, kişisel ya da profesyonel, acil ya da değil, her şey için geçerlidir.

38.Bir işin gerçekleşme ihtimali, onu zihninizde tutmanız ölçüsüyle tam ters bir orantı içindedir.​     39.Herhangi bir nesne hakkında bir kereden fazla düşünerek vakit kaybetmek istemiyorum. Aksi​  takdirde bu hal, üretici enerjinin yanlış kullanımı olur ve moral bozukluğu ile stresin kaynağıdır.

40.Bir işe başlamak, bitirmenin yarısıdır. -Türk Atasözü​

41.Fakat bunların herhangi birini hayata geçirmeden önce zihninizde hiçbir şey tutmamayı alışkanlık​     haline getirmeniz gerekir.

42.İşler Neden Aklınıza Takılır?

-Arzu edilen sonucun ne olduğunu tam olarak belli etmediniz.

-Mevcut görevden sonra yapılması gereken işi belirlemediniz.

İKNA OYUNLARI HENRIK FEXEUS (Kitap Özet)

By Kişisel Gelişim, Kitap, Satış

Okuduğum bu kitaptan aldığım notlar:

1.Herşey parmak uçlarında bitiyor. Parmak uçlarınızı birbirine kenetleyin. Elleriniz üçgen şeklini​    alacaktır. Konuştuğumuz şeylerden çok emin olduğumuzda ve güvenimiz tavan yaptığında bilinçaltımız devreye girer ve bu el işaretini kullanırız.

2.Her gün yeni bir sözcük bulursanız yalnızca bir buçuk ayda kendinizi entelektüel elitler arasında​      bulacaksınız.

3.Şöyle bir gerçek var; kısıtlı sözcük dağarcığı ile daha kapsamlı bir sözcük dağarcığı arasındaki fark​      en fazla elli sözcüktür.

  1. Peki ya karşınızdakinin söyledikleri size uymuyorsa ne olacak? Diyelim ki aynı fikirde değilsiniz.​ Bunun hiç önemi yok. Karşınızdakinin söylediklerinin tam olarak hangi kısmına katıldığınız konusunda kafanız karışabilir. Neredeyse her zaman karşınızdaki kişinin söylediklerinde katılacak bir yer vardır. Tümüyle katılmadığınız bir ifadesinde bile:”Seninle aynı fikirdeyim… bu yüzden…”

“Elbette söylediklerinin bir kısmına katılıyorum… ayrıca…” “Bu detaya ben de tamamen katılıyorum… bu demek oluyor ki…”

5.Karşınızdaki fikrini paylaştıktan hemen sonra kuracağınız cümleye “Bence de” diyerek başlayın.​     Bu sözcükleri kullandıktan sonra biraz bekleyin. Bu sırada onunla aynı fikri paylaştığınızı idrak etsin.

Hemen sonra ise sizinle aynı fikirde olmasını istediğiniz şeyi paylaşın.

“Ben de iphone’un pahalı olduğunu düşünüyorum…ki bu da daha iyi bir ürün satın aldığını gösteriyor.”

  1. Hey, raporunda bir sürü yanlış var gibi görünüyor ama gerçekten de harika bir yazı olmuş!”​

7.”İşin istediğimiz şekilde ilerlemediği konusunda hemfikirim ve bu yüzden kaybedecek vaktimizin​    olmadığını düşünüyorum.”

  1. AMA YERİNE VE’Yİ KULLANIN​

9.SEBEP-SONUÇ ÜZERİNE YOĞUNLAŞIN​

10.”YA DA” DİYEREK KAFA KARIŞTIRIN​

11.”Sen” sözcüğüyle başlayarak insanlara onları düşündüğünüzü yansıtın. Belirli bir durumda​     kendileri için ne bulacaklarını söyleyerek. Hiçbir çıkar gözetmeden her dediğinize uyacaklar.

12.”Bu iş için ne gibi bir getirisi olacak sence?” yerine “Bu bize ne sağlayacak?” diyebilirsiniz.​         13.Birinci adım:​

(Uyum) Bu kitabı hayatınızın kontrolünü ele geçirmek için okuyorsunuzdur diye tahmin ediyorum. Her açıdan kontrol etmekten bahsediyorum.(Uyum) Sizi etkisi altına almaya çalışan etik dışı girişimlerden de korunmak istiyorsunuzdur elbette. (Uyum) Madem kitabı okuyacak zaman buldunuz ve hatta bazı yöntemleri test edip bir şeyler elde etmeye başladığınızı gördünüz, (Yönlendirme) o zaman artık eskisinden çok daha kontrollü hissediyor olmalısınız.

  1. SON BİR TÜYO:

Aktif dinleme müzakerelerde, terapilerde ve antrenörlükte önemli bir strateji olarak görülür. Bu teknik karşınızdaki kişinin az önce söylemiş olduklarını tekrar etmeye dayanır. Cümlenizi şu şekilde kurabilirsiniz: “… dediğini duydum”

15.İnsanların söylediklerini tekrarlayarak, gösterebileceğiniz en az çabayı göstererek onlarla​        ilgilendiğinizi belli edersiniz. Ama sadece bununla da sınırlı kaldığını düşünmeyin. Aynı zamanda gerçekten ne istediklerini daha ayrıntılı bir şekilde belirtmelerine ve anlamalarına imkan tanımış olursunuz. Çünkü insanlar her zaman ne istediklerinden emin değildir. İster birilerine bot satın isterseniz düşüncelerinizi. Bu bilgi sizin için inanılmaz değerli olacak.

  1. “Asıl sorun pahalı olup olmaması değil. Asıl sorun gerçekten isteyip istemediğin.”​

17.YAKIN OLDUĞUNUZU FARZEDİN

En sonunda biriyle yakın bir ilişki kurmanın en hızlı yolunun zaten çoktan ilişki kurmuş gibi davranmak olduğunu fark ettim. Eğer karşınızdaki kişinin yakın bir arkadaşınız olduğunu ve birbirinizi uzun zamandır tanıdığınızı hayal ederseniz, bu beden dilinize ve konuşma biçiminize de yansıyacaktır.

  1. Karşınızdaki kişiye herhangi bir konuda iyi olduğunu inandırıcı bir şekilde açıklarsanız, o konuda​ daha da iyi olmaya çalışacaktır. Başta iyi de olsa kötü de, sonunda iyisini yapacaktır. Birine “Mezar taşınızda ne yazmasını isterdiniz?” sorusunu sorduğunuzda, cevap almak göründüğünden çok daha zor olabilir.

19.YARDIM ALMAK VE SEVİLMEK

Bizden birşey isteyen insanlara bayılırız. Hatta bizden birşey istemeyenleri değil, isteyenleri tercih ederiz.

  1. Ama empati yeteneğinizi kullanıp karşınızdaki kişinin kendi kötü imajından rahatsız olduğunu​ fark ederseniz işler değişir. Karşınızdaki tembel değildir. Yalnızca fikirlerinin yeterince iyi olmamasından endişeleniyordur. Ertelemesinin sebebi de tam olarak budur. Bu durumda karşınızdakini azarlamak yerine ona destek olup yaptığı işleri beğendiğinizi söyleyebilirsiniz.

21.Önyargısız ve profesyonel olabilirsiniz. Ama karşınızdaki kişi sizin acımasız ve taraflı olduğunuzu​ düşünüyorsa bu algı size karşı tutumunu belirleyecektir. Demek ki bu durumda karşınızdakinin algısına hitap etmeniz gerekiyor. Görüyorsunuz işte, bir sonraki adımı sizin değil karşınızdaki kişinin algısı belirliyor ve ne kadar anlaşıp anlaşamayacağınızı. Peki, başkalarının sizi nasıl gördüğünü nasıl bileceksiniz? Kendilerini nasıl görüyorlarsa aynen o şekilde aslında. Empati gücünü kullanıp kendinizi karşınızdaki kişinin yerine koyup onun gözünden kendinize bakın. Karşınızdaki sizi soğuk ve mesafeli bir lider olarak mı görüyor? Ya da dolaptaki kıyafetlerinizi paramparça etmeye can atıyor. Ya da her ikisi birden. Empati kurana kadar asla anlayamayacaksınız.

  1. Meksika ormanlarındaki bir tura “Orman turu” gibi sıradan bir isim vermemelisiniz. Bunun​ yerine, “Teotihuakan Tapınağına Seyahat” gibi bir ismi tercih edebilirsiniz.

23.NE ZAMAN UZLAŞMAYA VARACAĞINIZI BİLMEK

Karşınızdaki kişiye onun gibi olduğunuzu göstermenin en kolay yolu onunla aynı şeyden

hoşlandığınızı ya da aynı şeylerin sizin de başınızdan geçtiğini söylemektir. Karşınızdaki kişi size bir şeyi ikinci kez söylediğinde”Ben de” diye karşılık vermek pek ince bir davranış değildir.

24.ÜÇÜNCÜ OYUN: İLİŞKİSEL MANEVRALAR

Her ne olursa olsun karşınızdaki anlatacağını bitirene kadar çenenizi kapalı tutun. Yukarıda verdiğim örnekteki kişinin tersine bulunduğu ortama uyum sağlamakta güçlük çeken endişeli bir stajyer gibi görünmeyeceksiniz.

25.Karşılığında vereceğiniz ödül için bir koşul koymak yerine önce vereceğinizi verin. Hemen sonra​ karşılığında ne istediğinizi söyleyin: “ Bugün çamaşırları yıkadım. Haftaya da sen yıkar mısın?”

26.HEM KALP HEM DE ZİHİNLERİYLE İLGİLEN

İnsanlara ne kadar fazla duygu geçirirseniz, o kadar etkili olursunuz. İçinizdekileri ne kadar canlı bir şekilde hissettirebilirseniz, verdiğiniz mesaj da karşınızdakini o kadar büyüleyecektir.

27.İkna oyunlarını nasıl oynaması gerektiğini bilenler genelde istedikleri şeyi yapabileceklerine​  inanan olumlu ve neşeli insanlardır. “Hayat insana pek çok şey sunar” gibi şeyler söyleyen mutlu bir insanla karşı karşıyaysan, bil ki karşındaki İkna Oyunlarında üstat olmuştur.

28.ÖZEL KARMA HAMLE

Rakiplerinizin yaptığının aksine, müşteriniz,patronunuz ya da çocuklarınızın karşılaştığı sorunlara dikkat çekerek konuşmanıza başlayın. Hemen ardından bulduğunuz çözümü açıklayın. Size hak verdikleri anda tüm dikkatlerini size vereceklerdir. Ama bu da yeterli değil. Sizin istediğiniz yalnızca bu değil. Siz karşınızdaki kişinin bulduğunuz çözümü seçmesini istiyorsunuz. O zaman şu cümleyi kurun: “Bu konuda hemen harekete geçmezsen her şey daha da kötüye gidecek.”

29.UYUM VE YÖNLENDİRME

“Eğer şuan sesimi duyuyor ve pencerenin dışındaki kuşları görüyorsan, vücudunun yavaş yavaş rahatlamaya başladığını hissetmeye başlayacaksın.”

İlk iki ifade (ses ve kuşlarla ilgili olanlar) zaten doğru. Üçüncüsü de doğru olabilir ama böyle bir zorunluluğu yok. Ama doğruluğu kesin ifadelerin bulunduğu bir bağlama yerleştirilmesi, kişinin üçüncü telkini de kolayca doğruymuş gibi kabul etmesini sağlar ve vücut rahatlamaya başlar.

30.SÖYLEYECEK BİR SÖZÜNÜZ KALMADIĞINDA

“Dün karnım ağrıyana kadar elma yedim.”

“Karnın ağrıyana kadar mı?”

“Daha önce bu  kadar yememiş miydin?”

“Şey, geçen aldığımız botu denize indirmek lazım.”

“Geçen bot mu aldınız?”

“Evet, sana söylemedim mi? Bunun için üç yıldır para biriktiriyorduk. En sonunda…”

“Şey, iyiymiş aslında ama gerçekten istediğimin bu olduğundan emin değilim.”

“Bu istediğiniz gibi bir şey değil yani.”

“Yok değil, aslında biraz daha beni yansıtan bir şey arıyorum.”

“Biraz daha sizi yansıtacak bir şey mi?”

“Evet, biraz daha hızlı mesela.”

“Daha hızlı bir şey mi?”

“Evet kesinlikle. Mesela şuradaki spor modeller gibi. Onlara bakabilme şansın var mı?” Bizim aile babası aslında ailesi için emniyetli ve güvenli olacak bir şey bakmıyormuş.

  1. Karşınızdaki kişinin size söylemeye çalıştığı şeyi önemsediğinizi göstermek için “hı-hı”​ demekten öteye geçmeniz gerek. Öncelikle tam cümleler kurmalı ve dinlediğinizi gösteren bir ses tonu kullanmalısınız. Mesela şöyle diyebilirsiniz: “Neden böyle yaptığını kesinlikle anlayabilirim” ,

”Peki ya sonra ne oldu?”, “Eğlenceli gibi ama biraz korkunç da sanki!”

32.ASIL SORU NEYİN ODAK NOKTASINDA OLDUĞUDUR

Bazen karşınızdaki sizin için pek de faydası olmayan düşüncelere takılıp kalabilir. Odak noktasını karşınızdaki kişinin konuştuğu konudan, sizin üzerine konuşmak istediğiniz konuya kaydırın. Tabi ki şu sözlerle: “Asıl sorun o değil, asıl sorun bu.”

  1. Karşımızdaki kişide ortak bulduğumuz noktanın pek bir önemi yok. Kişiye özel bir şey olması​ Karşınızdaki kişinin aynı gün doğduğunuzu ya da ilk adınızın aynı olduğunu bilmesi ondan istediğiniz şeyi yerine getirme ihtimalini iki katına çıkarır.
  2. Karşınızdaki kişiyi eleştirmekten kaçındığınızda çok daha güçlü görünürsünüz. Tüm​ dürüstlüğünüzle ve samimiyetinizle “Hey, verdiğim parti gerçekten olağanüstüydü” ya da “Yeni şarkın bir harika” deyip sustuğunuzda ömürlük bir arkadaş kazanırsınız.

35.İlgiyi iltifatı ettiğiniz kişinin üzerine çekerek iltifatın etkisini kat kat artırabilirsiniz. “Sen”​ sözcüğüyle başlayacaksınız cümleye. “Bence ceketin çok havalı” ya da “Ben bu kampanyadaki çalışmanın müthiş olduğunu düşünüyorum” demeyin sakın. Kendinizden söz etmeyi bırakın artık! Bunun yerine mesela “Bu ceketle çok havalı görünüyorsun” ya da “Kampanya için bu alanda gerçekten müthiş bir iş çıkardın” diyebilirsiniz.

  1. “Aferin” demek yerine “Çok iyiydin” diyebilirsiniz. “Sonuçlar beklendiği gibiydi” demek yerine​ “Sonuçların beklediğimiz gibi çıktığını sen de göreceksin” demek.

37.”Hazırladığın raporu ya öğle yemeğinden hemen önce ya da yemeğe çıkmadan önce bana mail​   atman gerekiyor. Bu arada umarım proje işinde hiçbir sıkıntı olmamıştır. yardım edebileceğim herhangi bir şey var mı?”

  1. Aslında bu teknik karşınızdaki kişinin kendisinden yapmasını istediğiniz şeyin yapmaya pek de​ niyetli görünmediği durumlarda kullanılmak üzere tasarlanmıştır. 39. …… olayı, sizi …… ‘e ulaştırır.​        …….sebebi, size …… sağlar.
  2. İçinizdeki maceraya atılma arzusu ne kadar güçlüyse beni aramanız da bir o kadar yakındır.​ 41. “Henüz okumam bitmedi ama çok iyi gidiyor. Bitmek üzere hatta. Bence toplantıyı ertelesek iyi​ olur. Böylece ikimiz de tamamen hazırlanır ve bu ortak çalışmanın meyvelerini toplarız. Sana da gerçekten çok verimli bir toplantı olacakmış gibi gelmiyor mu?”
  3. “X gerçekten önemli. Ve bu yüzden Y de öyle.”​
  4. Yüksek statülü insanlar sakin, güvenli ve kendinden emindir. Düşük statülü insanlarsa telaşlı,​ endişeli ve heyecanlıdır.
  5. Pantomim yapar gibi iki görünmez “değer kutusunu” ellerinizle havada tutabilirsiniz. İyi bir​ şeyden bahsediyorken sanki bir kutu varmış gibi ellerinizi birbirine paralel tutarak izleyenlerin sağında kalacak biçimde bir el hareketi yapabilirsiniz. Kötü bir şeyden bahsederken ise bu kez ellerinizi vücudunuzun diğer tarafında tutarsınız. Kendi görünmez “iyi kutu” ve “kötü kutunuzu” oluşturduğunuzda yalnızca sağ tarafa doğru hareket ederek sizi izleyenlerin olumlu  ya da olumsuz duygularını tetiklemeniz mümkün. Ama bu görünmez kutuların hep aynı yerlerinde durduğundan emin olmalısınız. Kutular hareket etmeye başlayıp sürekli farklı ağırlık ve uzaklıkta oluyorlarsa karşınızdaki insanların onlarla kuracakları ilişkiler etkisini yitirecek ve duygu tetikleyicileri de eskisi kadar güçlü olamayacaktır.

Aynı şekilde masanızın üzerindeki nesnelere de belirli değerler yükleyebilirsiniz. Ne zaman duygusal bir ifadede bulunsanız sağ ya da sol tarafınızdaki nesneye dokunarak bu değeri belirleyebilirsiniz. Nesnelere belirli bir değer yükledikten sonra gereken şey, istediğiniz bir duyguyu tetiklemeniz gerektiğinde o nesneyi alıp tutmanızdır.

45.”Bu modelin bir etiketi var. Yani bu araca sahip olmak için ne kadar çok çalışmak gerektiğini​   herkes bilir. Bunu yoldaki diğer sürücülerin sana karşı tavırlarından da anlayabileceksin. Sana o kadar saygı gösterecekler ki geçmen için çoğu zaman yolundan çekilecekler.”

Eğer kendi adına karar vermek yerine başkalarının onayını önemseyen biriyle karşı karşıyaysanız, söyleyeceklerinizi şu şekilde değiştirmelisiniz:”Arabayı satın almaya karar verirsen kim daha mutlu olacak sence? Eşin mi, yoksa kızın mı?

46.Eğer muhtemel müşteriniz çok sosyal biriyse, şu sözlerle onu etkileyebilirsiniz:” İçine bir sürü​  insan sığacak bir arabaya sahip olmak süper olmaz mı? Bütün arkadaşlarınızı alabileceğiniz türden birşey!”

47.Yalnız kurt içinse başka açıları da açıklayarak ihtiyaçların karşılayabileceğini açıklayabilirsiniz:​  “Bu araç bir süre herşeyden kaçıp uzaklaşmanız için de iyi olacak. Diyelim ki kamp yapmak ya da kamara kiralamak istiyorsunuz. İşte bu araç tüm bunlar için gerekli her türlü donanıma sahip.

48.Arkadaşına onu asla pes etmeyen biri olarak tanıdığınızı söyleyin. Ardından daha önceden​     bitirmiş olduğu projeleri göstererek söylediğinizin gerçek olduğunu”kanıtlayın”. Herkesin zaman zaman pes ettiği dönemler elbette vardır. Ama daha önceden başladıklarını bitirmeye cesaretleri de vardır. Arkadaşınıza içindeki doğru kişilik özelliklerini hatırlatarak kendine yönelik yeni bir algı oluşturup hedefine ulaşmasına katkıda bulunabilirsiniz. (Tabii ki arkadaşınız aynı zamanda size yarayan birşey yapıyor olduğundan sizin için de iyi birşey bu.)

 

İş Yaşamında 100 Kanguru (Kitap Özet)

By Kişisel Gelişim, Kitap

Okuduğum bu kitaptan dikkatimi çeken noktalar:

 

1- GÜÇLÜ KİŞİSEL ÖZELLİKLER

1a.Karizma: Gerçekten ses tonu ve fiziğiniz karşınızdakini etkiler. Ne olduğunuzdan çok nasıl olduğunuz önemlidir ve karizmayı asıl oluşturan tavırlarınızdır.

Farklı olan hatırlanır, etkiler ve akılda kalır.

Lider, bakışları delicidir, büyük ve farklı düşünürler, kendilerine Biz derler, etkileyici ve abartılı ses tonları vardır.

 

1b.Mücadele Ruhu: Üçe ayrılır.

Tutku: Kapıdan kovsan pencereden girmek.

Çalışkanlık: Osmanlı tarihine bakın, kazanılan savaşlar hep padişahın ordunun başında olduğu savaşlardır.

Atılım Gücü: Sistem lideri risk alacağı zaman verileri ve bilgileri bir araya getirerek adım atar ve attığı adımı risk olmaktan çıkarıp Atılım haline detirir. Atılım Gücü bir sistem liderinin mücadele ruhunu oluşturan en önemli özelliklerden biridir. ve kurumu harekete geçiren, ekibe motivasyon sağlayan güç kaynağıdır.

Mücadele ruhu, erdemli bir cesareti tüm hayata yaymaktır.

“İyi bir boks izleyici olmaktansa kötü bir boksör olmanı tercih ederim”

Önemli olan liderin savaşçılığından çok, Sistem Liderinin mücadele ruhunu ekibine aşılaması.

 

1c.Yaratıcılık: Fikirleri kağıda zihin hatırlama yöntemiyle indirmenin, saha fazla fikri beraberinde getireceğini belirtir.

 

1d.Güven: Sorumluluk+İnanırlık+Tutarlılık

 

1e. Nitelik ve Bilgi: Tarlanın yirmi yerini 1 metre kazmaktansa, 1 yerini 20 metre kaz. Birşeyi iyi bil.

Müzakere gücünüz, zaman kullanma, toplantı yönetimi, topluluğa konuşma, insiyatif alma, alan bilginiz iş yaşamınızı en üst düzeye çıkarır. Bunlarsa hayat boyu öğrenmeyle mümkün.

1f. Açıklık: Açık ofis. Fikirlere, değişimlere açıklık

 

 

2-ÜSTÜN YÖNETSEL BECERİLER

2a. Yetki Devri: Not Al -> Sonuçlandır ->Raporla

Üret -> Sonçlandır -> Raporla

Yetenekli bir çalışan yapabilir hale gelmişse, artık konusunda yetkindir.

Birkaç başarısız deneme başarı getirir.

 

2b. Ortaklık Oluşturmak

Bizim şirketimizde kalıcıığını hissettiğimiz başarılı bütün arkadaşlarımız şirketin kar ortağıdır.

 

2c. Hedef Oluşturma

Herkes o rotayı biliyorsa o zaman gidilecek yere rahat ulaşılır. Kayıktaki herkes gidilecek yeri bilmeli ve o yeri belirlemede söz hakkına sahip olmalı.

Hedef tespitinde sistem liderinin  yaklaşımı doğru hedef tespiti ve çıtayı yukarı koymaktır.

Bir sistem yöneticisindeki üstün yönetsel beceri oluşturan üçüncü özellik; ekibi için ekibin katılmasıyla bir hedef tespit etmesi ve herkesi bu kurumsal düşe inandırmasıdır. Eğer inanırsanız başarırsınız.

 

2d. İnsan ve Bilgi Odaklı Olmak

Bir sistem lideri insana yatırım yapar.

 

2e. Organizasyonu bütünüyle görebilme

SWOT: Güçlü ve Zayıf Yanlar (İÇ),  Fırsat ve Tehditler (DIŞ)

 

2f. Uzağı Görebilmek

1.Planlama, 2.Zamanlama, 3.Strateji Oluşturma

Bir kurumun iki yıla kadar yaptığı planlamalar sadece operasyondur 2-5 yıl arası taktik, 5 yıl ve sonrası strateji demektir.

Sistem lideri koruyucu hekimlik yapar, hastalığın ortaya çıkmasını önler.

 

 

3-ETKİN İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİMİ

 

3a. Çatışma ve İletişim Yönetimi

Çatışmanın en önemli sebeplerinden biri, uğraşacak birşeyler olmayan insanların birbieleri ile uğraşmasıdır.

Takım Ruhu, aynı gemide olmak duygusu, çatışma yönetiminin bir basamağıdır.

Ekibin olumlu bakış açısına sahip olması gerekir. Sistem Lideri çatışma yönetiminden çok, iletişim yönetimini kullanabilmeli. Eğer bireyler arası iletişimi güçlendirirseniz, çatışmaları başlamadan bitirirsiniz. Sosyal aktiviteler, işdışı ortak yapılan ekip çalışmaları bu konuda yardımcı olur.

Ortak hedefe yönlendir, Problem belirleme ve çözmeyi öğret, Gizli çatışmaya müsade etme, Alışkanlıkları yok et, İşsiz kişi olmamasına dikkat et, Sosyal aktiviteleri canlandır, Çözümü ekibe bırak

 

3b. Durumsal Liderlik Uygulaması

Başta Yönlendir -> Yönlendir+Destek -> Destek -> Hiçbiri

Amca köye kaç saatte giderim? “Yürüyüşünü görüp öyle söylerim” (hikayecik)

 

3c. Motivasyon Oluştur

Çinliler :”1 atınız, 1 de arabanız varsa 3 şeyiniz vardır”

İşe isteyerek gelme, sorumluluk alma, müşteriye içtenlikle ardımcı olma, pozitif yaklaşım, sevgi ve saygı, başarıyı paylaşma

“Günaydın, ne güzel bir gün”

Adil performans değerlendirme sistemi, güven, gelcek korkusu yaşatmama, sosyal ihtiyaçların karşılanması, kendini ispat, yetenek kullanımı.. konularını bir sisteme oturt.

Başaraılı olma  ve sorumluluk motive eder.

 

3d. Yetenkleri açığa çıkarmak

Sistem Lideri tam bir yetenek avcısı olmalı. Doğru kişileri doğru yere doğru zamanda yerleştirmeli.

 

3e. Takım Oluşturabilme

Bir Belçika atı 4 ton çeker, İki Belçika atı 9 ton çeker. Eğer atları eğitirseniz 14 ton çeker.

“2 kişi bir kazıp, biri dolduruyormuş. Fide diken arkadaş gelmedi demişler.” (hikayecik)

Sistem Lideri olarak takımlar oluşturmalı ve işi onlara devretmelisiniz.

Ekipte 100 metreci de olmalı, 5000 metreci de. Ani hareketliler de, soğukkanlılıar da..

 

3f. Adil Ödüllendirme

Öğrendim ki bir bireyi ödüllendirmek büyük bir hatadır. Ödüllendirilmesi gereken bütün ekiptir. Yoksa aralarında uyumsuzluk çıkar.

Cezalandırarak eğitmek zorunda kalacağınız kişilerle çalışmayın.

Ekiple ilişkiniz ödüllendirme üzerine olmalı, cezalandırma değil. Buradaki en önemli nokta performans yönetiminin kurumsal rota çizgisinde yapılması. Aksi takdirde birey süper çalışsa da kuruma katkısı olmaz.

 

 

4- YÜKSEK KURUMSAL GÜÇ

 

4a.Yatay hiyerarşi ve Takım çalışması

4-5 farklı müdür vardır ve bunlar bölümlerini kendi yönetir. Bu departmanlardak çalışanların müdür olma imkanları açık tutulur.

Hiyerarşideki katmanlar mümkün olduğunca az olmalı.

 

4b. Kurum Vatandaşlığı

Japon balığına, bizim temizlik işlerine bakan çocuğun kız arkadaşının adını koymuşlar. O günden sonra balığın yemi hiç aksamamaya suyu da çok temiz olmaya başlamış!

Bu örnekte de görüldüğü gibi kurum kültürü oluşturmakta kimi zaman bonbon şekeri bile işe yarayabilir; fakat kurum kültürünüz, felsefeniz yoksa kimse kuruma bağlanmaz. SAS tan ayrılarınların yıllık oranı 3%

 

4c. Kalite Bilinci

Kalite Kaygısını, Kalite Tutkusuna dönüştürmek bir Sistem Lideri olarak görevinizdir. Eğer ekibinizin önünde hepsinin  paylaştığı, gerçek ve ulaşılabilir bir hedef varsa buna ulaşmanın temeli kalite yolculuğudur.

 

4d. Müşteri Odaklı Düşünme

Her müşteri, verdiğiyle karşılığında aldığını karşılaştırı. Aldıkları umduklarından yüksekse WOW etkisi oluşur. Artık o sizin için bir taraftardır.

Müşteri memnuniyeti şikayet azlığından değil, taraftar sayısından anlaşılır.

Müşteri Odaklı Düşünme, bir şirketin mottosudur.

Müşteri Odaklı düşünme çaycıdan başlar, genel müdüre kadar gider. Bu memnuniyet sağlama demek değil, VAY canına dedirtmektir.

Kara veya maliyete değil, müşteriye odaklanıyorsanız büyük bir adım atmış olursunuz.

 

4e. Rekabet Gücü ve Esneklik

“Ormanda dolaşan Japon ve Amerikalı. Japon aslanı görünce ayakkabısını giyiyor.”(hikayecik)

Üst geçitte satış yapanlar güzel örnektir. Yağmur yağar şemsiye satar, maç varsa bayrak, okullar başlamadan kalem…Piyasayı yaından takip ve hız.

 

4f.Değişim ve Öğrenmeye Açıklık

Değişim bir araçtır. Amaç değil.

Lambriye yatıracak parayı insana yatırıyorsunuz, olacak şey mi?

 

Köpek neden kuyruğunu sallar? Kuyruğu köpeği sallayamacağı için. Bu ülke için yapılacak çok şey var….

 

 

SİSTEM LİDERİNİN 40 TEMEL PRENSİBİ

Sistem Lideri olmayı tutkuyla iste

Ortak hedef oluştur

Değişim,gelişim öğrenim atmosferi oluştur

Kurum geleceği, rotası ve değerleri olsun

Motiva olun, motive edin

Bireyleri geliştir

İlişki yönetimini öğren(kadeh kırma)

Doğru kişi+doğru yer+doğru zaman

Dış rekabeti takip edin

Adil bir performans değerlendirme

Çok sevin, Sakın acımayın

Eleman değil, ortaklarla çalışın

Yetenek avcısı ol

İyi seç, mükemmel yetiştir, işi ona bırak

İnanın ve inandırın

Dinlemeyi ve konuşmayı öğrenin

Kalite bilinci oluşturun

Fırsatları boşver, yeteneklerini kullan

Tek bir yeri iyi kazın

Fikirleri projeye dönüştürün

Sen maratoncuysan100 metreciler olsun, rollerini doğru ver.

Amerika’yı yeniden keşfedin

Büyüyün ve Küçülün (hızlı balık, farklı şirketlermiş gibi hareket edin)

Akıllı ve saldırgan bir pazalama stratejiniz olsun

Kurum içi Enerji !

Müşteriye VAY be dedirt

Problem çözme, problem çıkmadan önle.

Zamanı yönet

Gözünüzü ve kalbinizi hedeflere çevirin, ayakları unutun.

 

 

SİSTEM LİDERİ….

Karar verdirir

Ödüllendirir

Fikir alır,

Veri+bilgi+sezgi ile karar alır

İlgi odağı insan+bilgi dir

Dinler ve anlatır

Enerji yayar

İnsiyatif verir

Alkışlar

Şahıs zamiri BİZ

kelimesi: Gerektiğinde

Gol attırır

 

 

 

Asla Yalnız Yeme (Kitap Özet)

By Kitap

Merhaba

Asla Yalnız Yeme isimli kitaptan dikkatimi çeken notları yazıyorum.

 

ASLA YALNIZ YEME

BAŞARIYLA BAŞARISIZLIK ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ:

İLİŞKİNİN GÜCÜ

 

BİRİNCİ KISIM – İŞİN TEORİSİ

           

        BİRİNCİ BÖLÜM

BİR KULÜBÜN ÜYESİ OLMAK

 

Yoksulluk, sizi başarıya ulaştıracak insanlardan da uzaklaştıran bir durumdur.

Doğru  insanları tanıyorsanız ve bu insanlarla kurduğunuz ilişkilerin gücünü doğru şekilde değerlendirebiliyorsanız, benim gibi golf çantası taşıyan bir çocuk olarak hayata adım atmış olsanız bile, sonunda başarıyı yakalar ve “kulübün üyesi” olabilirsiniz.

Bense sadece “ilgi” kelimesini biliyordum. Birbirimizle ilgilenirdik. Birbirimiz için iyi şeyler yapmak adına çaba gösterirdik.

Başta iş hayatında olmak üzere her alandaki başarının temel şartı insanlara karşı değil, insanlarla birlikte çalışmaktır. İş, beşeri bir olgudur ve onu yaratanlar, yürütenler insanlardır. Parayla, rakamlarla uğraşmak, bu mutlak gerçeği asla değiştirmez.

Başkalarının hayatına dahil olmak için onlarla gerçekten ilgileniyormuş gibi gözüken insanlara yalak ya da çıkarcı gibi sıfatları uygun görürüz.

Yıllar içinde, insanlarla aktif ilişki kuran kişilerin ne kadar yanlış anlaşıldığını ve ilişki kurma yol ve yöntemlerine dair doğru bilinenlerinde aslında ne denli yanlış olduğunu kavradım. Golf sahasında arkadaşlar birbirlerine yardım ediyorlardı. Aileler,sevdikleri ve ilgilendikleri ailelere yardımcı oluyordu. Orada bir çıkarcılık ya da uyanıklık söz konusu değildi. Kimin kime nasıl yardım ettiğine dair bir çetele tutulduğu pek görülmezdi. Karşılığında bir şey elde etmek için birine yardımcı olmak gibi bir strateji güdülmezdi.

Zamanla, insanlara ulaşmanın onların hayatında bir fark yaratmakla kalmadığını, kendi hayatını keşfetmeye, öğrenmeye ve zenginleştirmeye yaradığını da fark ettim. Hayat yolumun taşlarını da bu doğrultuda düzmeye başladım. İnsanlarla ilişki kurma çabalarımı bu bakış açısından değerlendirince, iş ve özel hayatımın her bölümünde bunu coşkuyla uygulama konusunda kendi kendime izin verdim.

“İlişki ağları” hakkındaki görüşlerimin tersine insanlara ulaşmaya çalışmanın hiç de soğuk ve duygudan uzak bir şey olmadığını düşünüyordum. Başkalarına değer katmanın, aynı esnada da kendi değerimi artırmanın yolunu arıyordum ve bunu da bağlantı  kurarak, bilgi birikimimi ve kaynaklarımı, zaman ve enerjimi, dostluk ve arkadaşlıklarımı, empati ve şefkatimi başkalarıyla paylaşarak yapabileceğimi görmüştüm. Tıpkı iş dünyasında olduğu gibi, bağlantı kuran kişi olmanın yolu, işin kendisini değil, ilişkileri yönetmekten geçiyordu.

Öğrendim ki, gerçek insan ilişkileri kurmak demek, başka insanların daha başarılı olmaları için imkan ve yollar sağlamak demekti. Alacağınızdan daha fazlasını vermeye çalışmak demekti.

Bugün adres defterimde, aradığım zaman cevap verecek 5 binden fazla kişinin irtibat bilgileri bulunuyor.

Ortak noktaları, güvenebilecekleri, yetenekli ilham verebilen insanlardan oluşan, gereksinim duyduklarında yardıma koşacak bir çevreye sahip olmalarıydı.

Böyle bir çevreyi oluşturmak çaba ister. Tıpkı benim o golf sahasında döktüğüm gibi ter dökmenizi gerektirir. Kendinizi değil, başkalarını düşünmeniz icap eder.

 

İKİNCİ BÖLÜM

ÇETELE TUTMAYIN

 

İnsanlar arasında ilişkiler kurarak, onlara zaman ayırarak, uzmanlığınızı paylaşarak mevcut olan ortadaki pastanın herkes için büyümesini sağlayabilirsiniz.

Mentorları olduğum kişilerin imrenerek baktıkları olağanüstü zengin ve başarılı (ben onları “yüzde 1’ciler” diye tanımlıyorum) çoğu bu dinamiği kavradıkları için bu konuma ulaştılar. Çünkü onlar, arkadaş ve tanıdık çevrelerinin gücünü kullanarak bugünkü mevkilerine yükseldiler.

Siz de bunu gerçekleştirmek istiyorsanız, ilk iş olarak çetele tutmayı bırakmalısınız. Tanıdıklarınızı başkalarına tanıştırmak için şevkle çaba göstermiyorsanız, kendi çevrenizi oluşturmanız da mümkün değildir. Ne kadar çok sayıda insana yardım elinizi uzatırsanızi o kadar çok sayıda insandan size yardım eli gelir.

  • Yaptığınız ve size yapılan iyiliklerin hesabını tutmayın.

Kıssadan hisse: Almadan önce vermek daha iyidir. Asla da çetele tutmayın., hesap yapmayın. Yaptıklarınıza cömertliğiniz hükmederse, ödülleriniz de peşi sıra gelecektir

  • Katkı sağlayın.İnsan ilişkileri açısından bu unsur adeta bihirli bir etkiye sahiptir. Büyüyen, genişleyen çevreniz için zaman, para ve uzmanlığınızı sunun.

 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MİSYONUNUZ NEDİR?

 

Milletvekili mi olmak istersiniz yoksa CEO mu? Daha çok paranız mı olsun, arkadaşınız mı?

Yapmak istediklerinize dair daha net düşünecekleriniz olursa, onları başarmak konusunda daha sağlıklı yöntemler geliştirebilirsiniz. Bunun bir parçası da elbette. Size yolunuzda yardımcı olabilecek kişilerle kuracağınız ilişkilerdir.

Babamın her zaman dediği gibi, kimse tesadüfen astronot olmaz.

 

Birinci Aşama: Tutkunuzu Bulun

Hedef, belli bir süre içinde gerçekleştirilmesi gereken bir rüyadır.

Oturup kendi kendinize “Ben en çok nelerden hoşlanıyorum” diye sordunuz mu hiç? Hangi konularda iyisinizdir? Hayatta neleri başarmak istiyorsunuz? Önünüze çıkan engeller neler? Birçoğumuz bunu yapmayız. Ne yapmak istediğimize kafa yormak yerine, ne yapmamız gerektiğini kabullenir, otururuz.

1.İçinize bakın

Hedef ve rüyalarınızın öz değerlendirmesini yapmakta birkaç farklı  yöntem vardır. Bası insanlar dua eder. Bazıları düşüncelere dalar ya da okumayı seçer. Bazıları egzersiz yaparken, kimileri de uzun süre kendi kabuğuna çekilir.

Öz değerlendirme yaparken dikkat edilmesi gereken şey, bu aşamada her türlü kısıtlamalardan, yapıyor olmanız gereken işlerden kaynaklanan kuşkulardan, korkulardan ve beklentilerden kendinizi uzak tutmaktır. Zaman, para ve mecburiyet engellerini bir kenara bırakabilmeniz gerekir.

Doğru ruh halinde olduğum anlarda, rüyalarımı ve hedeflerimi bir listede toplamaya başlarım. Bazıları absürddür, bazıları ise aşırı derecede pragmatik. Listenin özünü sansürleme ya da değiştirme yoluna gitmem. Her şeyi ama her şeyi kağıda dökerim. O listenin yanında daha sonra ikinci  bir sütun açarım. Buraya da bana mutluluk ve sevinç veren şeyleri sıralarım. Başarılarımı, sevdiğim kişileri ve diğer şeyleri yazarım. İpuçlarını, hobilerinizde, sevdiğiniz dergilerde, filmlerde ya da kitaplarda kolayca bulabilirsiniz. Saatlerin nasıl geçtiğini anlamadan yaptığınız aktiviteleriniz size yol gösterecektir.

Bunlar bitince, iki listeyi birleştirmeye başlar, bir yönü ya da amacı işaret eden kesişme noktalarını bulmaya çalışırım. Basit bir egzersizdir ama elde edeceğiniz sonuçlar hayatınızı değiştirebilir.

2.Dışarıya bakın

Ne yapmak istediğinize duygularınızın kılavuzluğunda karar  vermek, bana sorarsanız, önünüze hedefler koymakta, onları zaman içinde güncellemekten ve bu hedefleri gerçekleştirmeye yönelik çabalarınızı izlemekten çok daha önemlidir.

Ama işin aslı şu ki Welchi disiplinli bir hayalciydi.

 

İkinci Aşama : Hedefleri Kağıda Dökün

İlişki Eylem Planı, üç ana bölümden meydana geliyor. İlk bölüm, misyonunuzu gerçekleştirmenize yardım edecek hedeflerin geliştirilmesini hedef alıyor. İşin yapılmasına yardımcı olacak insanlarla, yerlerle ve diğer şeylerle hedeflerin birleştirilmesi ikinci bölümün kalbini oluşturuyor.  Üçüncü bölüm ise hedeflerinizi gerçekleştirmenizde yardımı dokunacak kişilere ulaşmanın en iyi yollarını saptamanızı sağlıyor.

Üçüncü bölüm, kitabın sonraki kısımlarında size göstereceğim stratejilerden hangilerinin kendiniz için en iyisi olacağına karar vermenizi sağlayacak. Bazı kişileri araya aracı koymadan aramanız daha iyi olur. Bu konuyu ileride ayrıntısıyla ele alacağız. Diğerlerine arkadaşlarının arkadaşları vasıtasıyla ulaşmanız gerekir. Bazılarına da yemekli partilerle ya konferanslarla ulaşır, tanışma fırsatı bulursunuz. Bu yöntemlerden ve diğerlerinden nasıl yararlanacağınızı size bir bir öğreteceğim. Merak etmeyin.

  • Hedefleriniz net olmalıdır. 100.000 dolar mı kazanacaklar, 500.000 dolarlık satış mı hedefliyorlar?
  • Hedefleriniz inanılır olmalıdır. Hedeflerinizi başaracağınıza inanmıyorsanız başaramazsınız
  • Hedefleriniz, zorlayıcı ve uğraşturucu olmalıdır.

 

Üçüncü Aşama: Kendi Düşmanlar Kurulunuz Oluşturun

En az bir, hatta, iki-üç aydınlanmış danışmanınız olsun ve bunlar size hem amigoluk yapsın, yani sizi teşvik etsin, hem de kartal bakışlarıyla gözetleyicilik yapsın. Bu tür gruplara ben Kişisel Danışmanlar Kurulu adını verdim. Aile üyelerinden oluşabilirler. Akıl hocalığınızı yapmış birisi ya da eski bir-iki arkadaşınız da kurul üyesi olabilir.

Hedeflerinize ulaşmanın kolay olacağını kimse söylemiyor. Ama elinizde işe koyulacak hedefleriniz, hedeflerinizi başarmanızda yardımcı olacak makul bir plan ve size yardımı dokunacak bir arkadaş çevreniz varsa hemen hemen her şeyi başarmanız mümkün. Kırk yaşında mühendis bile olabilirsiniz.

 

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

GEREKMEDEN ÖNCE KURMUŞ OLUN

 

Çevre edinmekle ilgili büyük bir mit der ki, sadece bir iş bulmanız ya da buna benzer bir durum söz konusuysa başka insanlarla temas kurmaya çalışırsınız. Oysa, çevreleri en geniş insanlar iyi bilirler ki başka insanlarla temas kurmaya henüz hiçbir şeye gereksiniminiz yokken başlamalısınız.

Genellikle verimsiz şeyleri çok verimli şekilde yapmayı beceririz. Tek odaklandığımız konu, o gün akşama kadar yapacağımız işi sağ salim bitirmek olur. Kendinize yarın yepyeni bir çevre edinin demiyorum. Ne olursa olsun, sürekli olarak kendiniz istediğiniz ortamı ve çevreyi oluşturmaya çalışın diyorum

Kariyerinizde ilerlemenizde katkı sağlayacak topluluğu oluşturmak konusunda önünüzde sayısız yol bulunuyor. Neler mi yapabilirsiniz: (1) Yeni becerileri öğrenmenizi sağlayacak ve şirketiniz içindeki diğer insanlarla tanışmanıza yardımcı olacak şirket içi bir proje oluşturabilirsiniz. (2) İlginizi çeken hobilerde ve şirket dışında düzenlenen organizasyonlarda liderlik pozisyonlarını üstlenebilirsiniz. (3) Yerel mezunlar kulübüne katılabilir ve yapmak istediğiniz işleri yapan kişilerle tanışabilirsiniz. (4) Yüksekokul ya da üniversitede işinizle ya da gelecekte istediğiniz işle ilgili bir konuda derslere girebilirsiniz.

Mevcut çevrenizin gücünden verimli şekilde yararlanmak için birkaç yöntem vardır. Anne babanızın tanıdıklarını denediniz mi hiç? Kardeşlerinizin tanıdıklarını? Liseden, üniversiteden arkadaşlarınızı? Aynı spor salonuna, ibadethaneye gittiğiniz kişileri? Avukatınızla, doktorunuzla, yatırım danışmanınız ya da emlakçınızla görüştünüz mü?

İş dünyasında bir söz vardır: “En iyi müşteriniz halihazırda hizmet verdiğiniz müşteridir.” En başarılı satışlarınızı eski müşterilerinize yaparsınız. Yeni satışlar size yüksek karlılık sağlamaz. En karlı satışlarınızı daima eski müşterilerinize gerçekleştirirsiniz. Değişmez kuraldır bu. Çevrenizdeki insanlara, onlarla ilişkiniz çok güçlü olmasa bile, ulaşmanız çok daha kolaydır.

 

BEŞİNCİ BÖLÜM

CESARETİN DEHASI

 

Ne var ki babam, çıkış yollarını bilmiyordu. Yüksek tahsili yoktu. Kasaba kulüplerinden, özel okullardan pek anlamazdı. Yardımı dokunacak, benim için örülmekte olan kaderden beni çıkarabilecek tek bir kişi olduğunu düşünüyordu. Patronu Alex McKenna. Bay McKenna aslında babamın patronunun patronunun patronunun patronuydu. Kennametal şirketinin CEO’suydu. Babam bu şirketin fabrikalarından birinde çalışıyordu.

Buradan yola çıkarak Bay McKenna ile görüşme talebinde bulundu. Bay McKenna bunu duyunca meraklanarak görüşme isteğine olumlu cevap vermiş. Görüşme sırasında benimle tanışmayı kabul etmiş. Ama başka bir söz vermemiş.

Ailesinin ihtiyaçları söz konusu olduğunda babam utanıp sıkılmazdı. Bir keresinde arabayla eve giderken babam birinin çöplüğünde üç tekerlekli, kırık bir bisiklet gördü. Durdu. Bisikleti aldı ve evin kapısını çaldı.

Kapıyı açan kadına “Bu bisikleti çöpe atmışsınız. Bunu almamın bir mahzuru var mı acaba? Tamir edebilirim gibi geliyor. Böyle bir şeyi oğluma hediye edebilirsem kendimi çok mutlu hissedeceğim.”

Cesarete bakın! Orta sınıfa mensup gururlu bir adam o kadınla böyle açık yüreklilikle konuşacak; yoksulluğunu itiraf edecek ve çöpünü almak istediğini söyleyecek…Düşünebiliyor musunuz?

O günlerin hatıraları beynime kazındı. Babam bana, alabileceğim en kötü karşılığın “Hayır” olduğunu gösterdi. Bir kişi zamanını ya da desteğini vermemeyi tercih ediyorsa bu onun kaybıdır.

Durum ne olursa olsun sormaktan çekinmemek sayesinde hayatım boyunca birçok fırsat kapısını araladım. İsviçre’deki Dünya Ekonomik Forumu’na katıldığımda bir otel otobüsünde Nike’nin kurucusu Phil Knight’ı gördüm. Knight o zamanlar benim için hayranı olduğum bir insandı. Nike markasını yaratıp geliştirmesindeki olağanüstü başarısından ve imzasını attığı yenilikçi pazarlama taktiklerinden  dolayı kendisine hayranlık duyuyordum. Deliler gibi heyecanlıydım. Fakat, onunla konuşma fırsatını kaçıramazdım. Yanındaki koltuğa gidip oturdum. Sonraki yıllarda kendisi YaYa’nın ilk teknoloji müşterisi olacaktı. Böyle girişimleri hep yaparım. Durum ne olursa olsun benim için fark etmez.

Bazen duvara çarptığımda olur.Arkadaşlık kurmak istediğim an benimle pek ilgilenmeyen isimlerden oluşan uzun bir liste sunabilirim size.

Sosyal durumlarda daha girişken ve daha rahat olmanın bazı yollarını şöyle özetleyebilirim.

  • Bir rol model bulun.

Hepimizde kendimize benzer insanlarla yakınlaşma eğilimi vardır. Çekingen insanlar, çekingenlerle, girişken insanlar, girişkenlerle yakınlaşır. Bunun ardındaki neden, kendi kişiliğimizi bilinçaltında onaylatma isteğidir. Fakat herkes, arkadaş ve tanıdık grubu içinde olup da başkalarıyla hiç çekinmeden bir araya gelebilen birini mutlaka tanıyordur. Kendi başınıza yeni insanlarla temas kurmaya hazır değilseniz, o insanların sizi eğitmesini sağlayabilirsiniz. Uygun zamanlarda onları yanınıza alarak sosyal etkinliklere katılın ve bu girişken insanların o ortamlarda nasıl davrandıklarını gözlemleyin. Zamanla bazı tekniklerini siz de kapacaksınız. Sonunda, başka insanlarla ilişki kurma konusunda siz de cesaretlenecek ve daha girişken olacaksınız.

  • Kulüplere katılın.

Pul toplayın, şarkı söyleyin maçları takip edin, edebiyatın içine dalın. Bu tür ilgi alanlarına odaklanmış çok sayıda kulüp bulabilirsiniz. Bunlara katılın. Faal bir üye olun. Kendinizi hazır hissettiğinizde grup liderliğini üstlenin.

  • Hadi yapın.

Kendinize, her hafta yeni biriyle tanışmak gibi bir hedef koyun.

Godot’un yaratıcısı Samuel Beckett’in dediği gibi, “Kaybedin,kaybedini kaybedin. Sonunda daha iyi kaybedeceksiniz.”

Korku, insanı güçsüz bırakır. Çekingenliğin bir yararı olmadığı gibi anladığınızda, imkansız gibi gözükseler bile her durum ve her kişi sizin için bir başarı fırsatına dönüşecek.

Davos’ta Nike’ın patronu Phil Knight ile otobüs içinde konuşurken beş dakika konuştuk diye bir şey satın alamayacağını bilmiyor muydum sanki? Biliyordum elbette. Ama o konuşmamız sırasında e-posta adresini aldım ve onunla tekrar görüşmek istediğimi söyledim. Nitekim öyle de yaptım. Açık uçlu sorular sorun. “Bu hususta ne düşünüyorsunuz?”.

 

ALTINCI BÖLÜM

ÇEVRE EDİNEN GÖRGÜSÜZ

1.İçten olun.

Söyleyecek bir sözünüz olsun ve onu da gönülden söyleyin. Konuştuğunuz zaman teklif edecek  bir şeyiniz olsun ve onu da içtenlikle teklif edin.

      2.Şeffaf olun.

İnsanlar, kendilerine açık ve dürüst şekilde yaklaşan kişilere güveniyorlar. “Sizinle sonunda tanışmaktan çok mutlu oldum. Çalışmalarınızı bir süredir uzaktan ve hayranlıkla takip ediyorum. Tekrar bir araya gelebilirsek bunun çok yararlı ve verimli olacağını düşünüyorum.”

Çevre edinme anlamında en iyi olanlar, çevrelerini genişletmek için bunu yapmıyorlar. Onlar, arkadaş ediniyorlar. İnsanların dostluğunu, güvenini ve hayranlığını kazanıyorlar.

 

İKİNCİ KISIM -İŞİN PRATİĞİ

 

YEDİNCİ BÖLÜM

EV ÖDEVİNİZİ YAPIN

 

Winston Churchill’in de gayet güzel ifade ettiği gibi hazırlık yapmak –bizi dahi yapmasa bile- dahi gibi görünmemizi sağlar.

Yeni insanlarla tanışmadan önce kim olduklarını ve nasıl bir iş yaptıklarını araştırırım.

“İnsan tabiatının en derin ilkesi takdir edilme arzusudur.”

O kişinin en çok ilgi duyduğu şeylerin bir parçası olmanın bir yolunu bulun. İşte o zaman, hayatlarının da bir parçası olursunuz.

Onlarla olağan koşullarda bir araya gelmem olacak şey değildi. Ama konferansın düzenlenmesinde katkıda bulunduğum için –ki bu her zaman bir avantajdır- katılımcılardan biri olarak beni de davet ettiler.

Geriye tek bir kaynaşma toplantısı kalır. O toplantılarda bara yakın noktalarda takılırım. Mutlaka herkes bir içki alır. Konferansta bütün gün boyunca tanışmak istediğim kişilerin izini sürerek en çok hangi odalarda ilgi odağı olduklarının izini sürdüm. Programımı da, onların giriş ve çıkışları sırasında o odalarda olacak şekilde düzenledim. İlk bakışta garip bir davranış gibi gelebilir. Ama gerçekte yaptığınız, dopru zamanda, doğru yerde olmaktan ibarettir.

Çok şaşırdı tabi. “Maraton koştuğumu nerden bildiniz?” dedi sevinçle.

Yaptığım araştırmadan söz etmekten çekinmem. “Tanışmak istediğim insanlar hakkında bilgi edinmek için her zaman özel bir çaba harcarım” dedim. İnsanların gururu okşanıyor elbette. Siz farklı mısınız sanki ? Karşınızdaki insan, bir yabancı ile birlikte zoraki bir yarım saat geçirmektense, onu tanımak için çaba harcamış biriyle, ortak bir şeyleri paylaşmayı tercih ediyor.

Çok kolayca unutulabilecek bir tanışmayı sürekli bir arkadaşlığa dönüştürmüş oldum böylece. Sistemimde bazı kestirme yollar var. Ama, anlattığım olay bunlar arasında yer almıyor. Ev ödevimi iyi yapmasam, o kişilere ulaşamaz, onlarla temas kuramazdım.

 

SEKİZİNCİ BÖLÜM

İSİM TOPLAYIN

 

Bu amaçları gerçekleştirmek için, CEO’lardan gazetecilere, programcılardan akademisyenlere internet ve oyun sektörlerindeki en önemli aktörlerin bir listesini hazırladım. Bu isimlerin hepsi ile bir yıl içinde tanışmak istiyordum.

Ürünümüze ilgi çekmek için “etkili kişiler” adı altında bir liste daha yaptım. Bunlar arasında, yeni ürün ya da hizmet ile ilgili olarak ilk haberleri yayan gazeteciler, sektör analistleri ve kullanıcılar yer alıyordu. Ardından, başka bir liste hazırlayıp potansiyel müşterileri, şirketi satın alabilecek firmaları ve bize fon sağlama ihtimali olan yatırımcıları yazdım.(Bu kategorileri yazarken, kendi amaçlarınızla uyumluluğuna dikkat etmelisiniz.)

Böyle liste yaparken, sadece bir organizasyonu değil, gerçek karar alıcıları isimleriyle belirtmelisiniz. Önemli olan husus, kolayca erişilebilir ve spesifik isimlerden oluşan bir liste hazırlamaktır.

Başlangıçta, mevcut çevrenizdeki kişiler üzerine yoğunlaşın. Bu çevrenin çabalarınız üzerinde ne kadar verimli ve faydalı olabileceklerini tahmin edemezsiniz. Önceki bölümde de belirttiğim gibi şu kişilerin bir listesini hazırlayın:

  • Akrabalarınız
  • Akrabaların arkadaşları
  • Eşinizin tüm akraba ve tanıdıkları
  • Mevcut iş arkadaşlarınız
  • Meslek ve toplum örgütlerinin üyeleri
  • Mevcut ve eski müşterileriniz
  • Eski ve şimdiki komşularınız
  • Okul arkadaşlarınız
  • Geçmişte beraber çalıştığınız insanlar
  • Aynı inançta olduğunuz kişiler
  • Eski öğretmenleriniz ve işverenleriniz
  • Birlikte sosyalleştiğiniz kişiler
  • Size hizmet sunan kişiler

Listeleririnizi düzenleme şekliniz farklı olabilir. Benim listelerim coğrafi bölümlemelere, sektörlere ve aktivitelere (mesela diğer koşucuları ya da dışarıda takılmayı sevenleri yazıyorum) göre şekilleniyor. Ya da tanıdıklar ve arkadaşlar diye bir gruplama yapıyorum.

Listeye isim eklemek, çok basit olarak doğru yere bakmanızı gerektirir. YaYa’daki ilk günlerimde reklam ve oyun üzerine tüm sektör dergilerini okurdum. Belirlediğim kategorilere uygun birine rastlarsam, listeme ekler ve irtibat bilgilerini bulurdum.

Eklemek isteyebileceğinizi düşündüğüm bir kategori daha var. Bu kategoriye taktığım isim “Tanışmayı Hayal Ettiklerim”. Çok üst düzey  ve önemli ama yaptığım işle hiç alakası olmayan, başarılı ve ilginç insanlar bu grupta yer alıyor. Aralarında devlet başkanlarından medya patronların, sanatçılardan sinema oyuncularına birçok isim yer alıyor.

 

 

DOKUZUNCU BÖLÜM

SOĞUK BİR TELEFON GÖRÜŞMESİNİ ISITMAK

 

            Soğuk bir çağrıyı nasıl yönetmeli?

Konunun özünde tavrınız yer alır. Yeni insanlarla tanışmak için asla yüzde yüz hazır olamazsınız. Öyle mükemmel bir an yoktur.

Unutmayın; yapacağınız telefon görüşmesinden beklediğiniz sonucu elde edeceğinize inanmazsanız, muhtemelen sahiden de görüşmenin sonu hüsran olacaktır. O nedenle kendinizi, başaracağınıza inandırmalısınız.

Brand Buzz CEO’su John Partilla ise benim yakın arkadaşımdı.

Onu arayıp şunları söyledim: “John selam. Sana iki haberim var.öncelikle seni arkadaşım Jeff Arnoldile tanıştırmak istiyorum. WebMD’nin kurucusudur. Çok zeki ve yaratıcı biridir. Mutlaka tanışmalısın. Şimdi yeni bir şirke kurdu. Adı Convex, çığır açacak bir teknoloji geliştirdi. Dijital içeriğin dağıtımında yepyeni bi yöntem buldular. Sony bunu öğrenmekten mutlu olacaktır diyorum. Ne dersin?

John ile bu şekilde temas kurarak iki fırsat sunmuş oldum. Önemli ve potansiyel müşterisi olabilecek birini tanıştırdım. Hem de Sony açısından bakıldığında işini iyi yaptığı düşüncesini uyandıracak bir haber vermiş oldum.

İnsanların size geri dönmemeleri sık karşılaşılan bir olaydı. Böyle durumlarda yapmanız gereken, egonuzu bir kenara kaldırmak ve aramak ya da mesaj göndermek konusunda ısrarcı davranmaktır.

 

On beş saniye içinde dört sıcak görüşme kuralımı da uygulamayı başarmıştım.

  1. Ortak tanıdığınız bir kişi ya da kurumun adını vererek güven duygusu yaratın. Ben burada John, Jeff ve WebMD’yi kullandım.
  2. Sunacağınız değeri belirtin. Jeff’in yeni ürünü, Serge’in yeni ürünlerini satmasında katkı sağlayacak.
  3. Karşınızdaki kişiyle onun şartlarıyla görüşmeye hazırlıklı olun. Acillik unsurunu uygunluk ile dengeli şekilde kullanın.
  4. Görüşmeyi mümkün kılacak şekilde bir uzlaşma önermeye hazırlıklı olun.

 

  • Güven kazanın.

Size güvenmeyen birine hiçbir şey satamazsınız. Ortak bir arkadaşınız ya da tanıdığınız olmasa bile sizi, kalabalıktaki diğer kişilerden farklılaştırır ve karşınızdaki kişinin size zaman ayırması için ikna edici olur.

  • Değerinizi gösterin.

Adından söz edilecek bir referans kişi ya da kurum bulmak sadece ilk adımdır. Kapıya ulaşmanıza yardım eder. Biri sizi otuz saniyeliğine dinlemeyi kabul ettiğinde ona yüksek bir değer sunacağınızı göstermeniz gerekir. Karşınızdaki kişiyi telefonu kapatmamaya ikna etmek için çok az zamanınız vardır. Unutmayın, tam merkezde o kişi vardır. Onun için ne yapabileceğinizdir önemli olan.

  • Az konuşun, çok şey söyleyin. Kısa kesin, net ve rahatlatıcı olun.

Karşınızdaki kişiye zahmet, eziyet vermeden konunun aciliyetini belirtmek istiyorsanız, “Yakında bir araya gelip konuşmalıyız” demek yerine şunu söylemeyi yeğlerim: “ Haftaya oraya geliyorum. Salı günü bir yemeğe ne dersin? Bunun ikimiz içinde önemli olduğunu biliyorum. Ne olursa olsun mutlaka zaman ayıracağım.”

Çoğu durumda soğuk çağrının esas amacı satışı yapıp işlemleri tamamlamak değil, önerinizi daha ayrıntılı şekilde ele alabileceğiniz bir görüşme randevusu almaktır.

  • Uzlaşma sunun.

“Eğer bir daha dijital içerik hakkında bir şey istemiyorsanız, sizinle sadece bir tanıdık olarak da bir araya gelebiliriz” diyerek bitirdim.

Robert B.Cialdini’nin İknanın Psikolojisi (MediaCat Kitapları,2007) adlı kitabı insan ilişkilerinde uzlaşmanın ne kadar büyük bir etkisi olduğunu ortaya koyuyor.

 

ONUNCU BÖLÜM

KAPICIYI  -MAHARETLE-  İDARE ETMEK

 

Kent’in beş dakikalık satış süresi böyle geçti. Yüzde 98’inde bana bir değer katma önerisinde bulundu. Kalan kısımda ise satışını yapmaya yönelik olarak konuştu.

Hep dediğim gibi, kapıcının gücüne saygı duymalısınız. Hak ettikleri saygıyı onlara gösterin. Sözümü dinlerseniz, en büyük yöneticilere açılan kapıları bile aralayabilirsiniz. Hak ettikleri saygıyı nasıl mı göstereceksiniz? Yardımlarının karşılığını verin. Telefon açarak, çiçek göndererek, teşekkür notlarıyla şükranlarınızı gösterin.

 

 

ON BİRİNCİ BÖLÜM

YEMEĞİ ASLA TEK BAŞINIZA YEMEYİN

 

Başarısının formülü karmaşık değil ama çok etkili. Her gün en az elli kişi ile konuşur şirket binası içinde her hafta saatlerce dolaşır ve en üsttekine herkesle sohbet ederdi. Ona ya da asistanına bir e-posta mı gönderdiniz? Birkaç saat içinde mutlaka cevap alacağınızı bilirsiniz.

Çevre edinmeyi zaman kaybı olarak değil, eğlence olarak görmek lazımdır.

İki günüm, görüşmek istediğim üç kişi ve hepsine ayırabileceğim tek bir boşluk bulunuyordu. Böyle bir durumda ne yaparsınız?

Yemeği klonladım. Üçünü birden aynı yemeğe davet ettim. Birbirlerini tanımaktan kazançlı çıkacaklardı.

Çevreniz ne kadar büyürse, cazibesi artar. Cazibesi arttıkça daha hızlı büyür. İlişkiler ağını bir kasa benzetmem de bu yüzdendir. Ne kadar çok çalıştırırsanız, o kadar çok büyür.

Yakın zamanda bir meslektaşınıza yemek ısmarladınız mı? Neden bir meslektaşınızı ve onunla birlikte şirketinizin ya da iş çevrenizden birkaç kişiyi daha bugün yemeğe davet etmiyorsunuz?

Tavsiyeme kulak verirseniz, arkadaş ve tanıdık çevrenizin nasıl durmadan genişlediğine kendi gözlerinizle tanık olabilirsiniz.

 

ONİKİNCİ BÖLÜM

TUTKULARINIZI PAYLAŞIN

 

Arkadaşlık, iki kişinin birlikteyken geçirdikleri zamanın fazla olmasından değil kaliteli olmasından doğar.

Önemli olan bir aradayken yaptıklarınızdır.

“Blogosfer”

Ofisin dışına çıktığımızda doğal bir şekilde rahatlarız.

En çok sevdiğiniz, tutkunu ya da meraklısı olduğunuz şeylerin bir listesini çıkarın. Hangi aktivitelere katılırsanız yeni kişilerle ve eski tanıdıklarınızla daha fazla bir araya gelebileceğinizi belirleyin. Beyzbolu seviyorsanız potansiyel ve mevcut müşterilerinizi bir maça götürün. Ne yaptığınız çok önemli değil. Önemli olan sevdiğiniz bir şeyi yapmanız.

  1. On beş dakikalık sürede içilen bir fincan kahve… .Çabuk, ofis dışında ve yeni biriyle tanışmak için ideal.
  2. Bir yerdeki bir konferansa katılıyorsam, o civardaki tanıdığım ya da daha iyi tanımak istediğim kişilerin listesini çıkarır, ilginç bir konuşmacıyı dinlemek ya da birlikte yemek yemek isterler mi sorarım.
  3. Spora ya da bir hobinizi birlikte yapmaya davet edin. (Golf, satranç, pul koleksiyonculuğu, kitap kulübü, vs.)
  4. Kısa bir kahvaltı, öğle yemeği, iş çıkışı bir içki, ya da birlikte akşam yemeği… Buzları eritmek için yemek gibisi yoktur.
  5. Özel bir etkinliğe davet edin. Tiyatro olabilir, konser olabilir, bir yazarın imza günü olabilir. Bunlardan hoşlanacağını düşündüğünüz birkaç arkadaşınızı daha çağırın ki olayın özelliği derinleşsin.
  6. Evde eğlence… Evde yenen akşam yemekleri benim için kutsaldır. Bu yemeklerin olabildiğince samimi olmasına çalışırım. Bunun için de iyi tanımadığım bir ya da iki kişiyi davet ederim. Daha fazlasını çağırmam. Yemeğin sonunda evimden ayrılan o kişilerin yeni arkadaşlar kazandıklarını düşünmelerini isterim. Fazla sayıda konuğu davet ederseniz bu duyguyu yaratmak zorlaşır.

 

 

 

 

ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

ARAYI SOĞUTAN, ÇUVALLAR

 

Daha önceden tanışıp biriyle karşılaştığınızda adını hatırlayamadığınız durumları ne sıklıkla yaşarsınız?

Aldığım en güzel hediyeler, değerleri para ile ölçülemeyecek olanlar. Kendilerine yol gösterdiğim, fikir verdiğim için teşekkürlerini bildirenlerin gönderdikleri mesajlar, içtenlikle yazılmış mektuplar, e-postalar, kartpostallar…

Kalabalıktan sıyrılmak mı istiyorsunuz? O halde insanlarla ilişkilerinizi sıcak tutmak ve daha akıllıca davranmak durumundasınız. Çoğu kişi, bu konuda başarısızdır. Siz başarılı olanlar arasında yer alırsanız yüzde 95’lik bir kesimi arkanızda bırakmış olursunuz. Çevre edinmek anlamında en temel araçlarınızdan birinin insanlarla ilişkilerinizi sıcak tutmak, tanıştığınız insanları daha sonra da takip etmek olduğunu sakın unutmayın.

Aslında, TAKİPÇİLİK HER ALANDA BAŞARININ ANAHTARIDIR.

Yeni tanıştığınız kişinin adınızı ve yarattığınız olumlu izlenimi hatırlamasını sağlamak, biriyle tanıştıktan hemen sonra başlatmanız gereken bir süreçtir.

Toplantıdan ayrıldığımda, yeni tanıştığım kişilerin adlarını ve e-posta adreslerini cep bilgisayarıma veya Blackberry cihazıma kaydeder, ayrıca bir aylık süre o kişiye bir e-posta göndermemi hatırlatacak bir şekilde anımsatıcı programlarım. Böylece teması koparmamış olurum.

Şöyle bir şey yeterlidir: “Sizinle bir araya gelmekten çok mutlu oldum. Dün konuştuğumuz fikirleri bir sonraki görüşmemizde geliştirebileceğimizi düşünüyorum. FerraziGreenlight firmasının şirketinizin ihtiyaçlarına en iyi şekilde cevap verebileceğine inanıyorum. Ayrıntılar üzerinde biraz çalışma yaptım. Şehrinize bir dahaki gelişimde programınızda bana da yer verip beş on dakikalık bir görüşme fırsatı verirseniz çok sevinirim.”

Tam bu noktada çok önemli bir konunun altını çizmek istiyorum. Karşınızdaki kişiye onların sizin için neler yapabileceklerini hatırlatmayın. Sizin onlar için neler yapabileceğinize odaklanın. Onlara, sizinle temas kesmemeleri için bir neden vermiş olacaksınız.

  • Mutlak surette teşekkürünüzü belirtin.
  • Görüşmelerinizden ilginç bir noktayı mesela bir espriyi ya da fıkrayı tekrar anmaya dikkat edin.
  • Karşılıklı olarak verdiğiniz sözleri hatırlatın.
  • Kısa ve öz olun.
  • Teşekkür notunun gideceği adrese, alıcının ismini yazın.
  • Hem e-postayı, hem normal postayı kullanın. Bu kombinasyonla kişiye özel bir hava yaratırsınız.
  • Zamanlama çok önemlidir. Görüşmenizin bitmesinin hemen ardından gecikmeden yollayın.
  • Çoğu kişi, teşekkür notu göndermek ya da farklı bir yolla ulaşmak için tatillerin bitmesini bekler. Ne gereği var ki? Beklerseniz, gecikir ve unutulursunuz.
  • Karşınızdaki kişiyle sizi tanıştıran biri varsa onu da unutmayın. Görüşmenizin nasıl geçtiğini anlatın. Ve yardımlarından dolayı teşekkürünüzü ifade edin.

 

 

 

ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

KONFERANS KOMANDOSU OLMAK

Konferansa gidip oturduğunuz yerde kalmayın. Konferans komandosu olun!

Bir konferansa katılmadan önce kendi kendime, yatırımdan elde edilecek dönüş analizi yaparım. Konferans için ödeyeceğim ücret ve orada harcayacağım zaman karşılığında, konferansta kuracağım ilişkilerden ne kadar bir kazanım elde edebilirim?

Katıldığım her etkinlikte takip ettiğim bazı kuralları sizinle paylaşmak istiyorum.

Organizatöre Yardım Edin

(En İyisi Kendiniz Organize Edin)

 

Dinleyin…Daha da İyisi, Konuşun

 

Soru – cevap oturumlarında elini havaya kaldıran ilk kişilerden biri olun. Sağlam ve akıl ürünü olan bir soruyla bütün dinleyici kitlesinin sizi fark etmesi işten bile değildir. Kendinizi tanıtın, hangi şirketten olduğunuzu, ne iş yaptığınızı söyleyip dinleyiciler üzerinde etki bırakacak sorunuzu yöneltin. Sorunun ideal olması uzmanlığınızla alakası olanıdır. Böylece içi dolu bir soru sormuş ve dinleyenlere de “Vay be güzel soru sordu adam” düşüncesi uyandırmış olursunuz.

 

 

 

 

Gerilla Taktiği:

Konferans İçinde Konferans Düzenleyin

 

Gerçek komandolar kendilerini konferans programıyla bağlamazlar. Konferans sırasında kendi yemeğinizi ayarlayamayacağınızı, sizi ilgilendiren önemli bir konuda gayri resmi bir toplantı düzenleyemeyeceğinizi de kim söylüyor?

Konferans içinde düzenleyeceğiniz konferansın ne kadar aktif bir ev sahibi olursanız, diğer insanların birbiriyle temas kurmalarına o kadar fazla yardımcı olursunuz. Bu durumda sizi onların gözünde çok etkili bir isim haline getirir. Akşam yemeğinde ya da başka bir etkinlikle insanlarla tanıştığınızda sadece kendinizi tanıştırmayın. Tanıştığınız insanları başkalarına da mutlaka tanıştırın. Yeni tanıştığınız kişiler sohbete hemen dahil olmazlarsa konuklardan biri hakkında diğerine bilgi vermeyi deneyin. “Sergio, Coke’un en parlak günlerinde global maka faaliyetlerinin başındaydı. Sen de şirketinin markasını yenilemek istemiyor muydun David? Sergio’dan daha iyisini asla bulamazsın, benden söylemesi.”

Tanınmış Kişilerin Etrafında Dolaşın

Konferansın en ünlü kişisiyle tanışırsanız, diğer ünlü ve üst düzey katılımcılarla kendi aralarında toplandıklarında onlarla takılma şansı sahip olabilirsiniz.

Konuşmacıları, şöhret basamaklarını çıkmadan evvel bulmalısınız. Böylece daha kolay temas kurabilirsiniz.

 

Bilgi Merkezi Olun

Konferans broşürünü ezberlemenin ötesine geçin. Çevrenizdeki insanların bilmek isteyebilecekleri bilgileri ayıklayın ve hazırlıklı gelin. Sektör dedikoduları, civardaki en iyi restoranlar, özel partiler , vs. gibi konulardan başlayabilirsiniz. Bir bilgi kaynağı olarak siz artık değerli bir insansınız. Her zaman sizinle tanışmak isteyenler olacaktır.

 

Derin Çarpmada Ustalaşın

Çarpma, komando cephaneliğinizdeki ana silahtır. En öz haliyle “çarpma”, tanışmak istediğiniz kişiyle konuşma fırsatını elde ettiğiniz o iki dakikalık süredir. Amacınız, daha sonraki bir zamanda yeniden görüşmek üzere bir davet ifadesiyle o karşılaşmayı bitirmek olmalıdır.

Konferans komandosu böyle yapmaz. İlk iş olarak insanların kendisinden hoşlanmasını sağlaması gerektiğini bilir. Satış sonraki iştir. Konferanstan sonraki tartışmalarda yapılır. Güven kurmak ve ilişkinin temellerini atmak için en doğru zaman işte bu zamandır.

 

Hedeflerinizi Tanıyın

Her konferansta , ceketimin cebindeki bir kağıtta, tanışmak istediğim üç-dört kişinin listesini tutarım. Onlarla tanıştıkça yanlarına bir çizik atarım. Adlarının yanına nelerden bahsettiğimizi ve ileride onlarla nasıl tekrar temas kuracağımı not alırım.

Kısaca kendinizi tanıtırken yapmanız gerekenler duruma göre değişebilir. Genellikle iki ya da üç cümlelik bir açılış yapabilirsiniz. Bu cümleleri seçerken de olaya, duruma, karşınızdaki kişi için ne yapmalarını istediğinize göre hareket edebilirsiniz.

 

Aralar, Ara Vermek İçin Değildir

İnsanların en çok toplandıkları yerleri, en çok geçtikleri yerleri belirleyip orada konuşlanın. Yiyeceklerin konulduğu masalar, bar ya da resepsiyon alanı iyi bir seçenek olabilir.

Henry Kissinger’in bir odaya hakim olma tekniği şudur:  “Odaya gir. Sol tarafa doğru bir iki adım at. Odayı incele. Kim var, bak. Diğer insanların seni görmesine çalış.”

 

Takip

Konuşmalar yapılırken, arkada oturur ve önceki arada tanıştığım insanlara e-postalar yazardım.

Merhaba Carla,

N eğlenceliydi, değil mi? Forbes CIO Konferansı’nda tekila bulmayı hiç ummazdım. Bunu düzenli olarak yapmalıyız derim. Ayrıca pazarlama stratejin ve FerrazziGreenlight müşteri sadakati stratejisi hakkındaki düşüncelerini de daha ayrıntılı konuşalım diyorum. Bu hafta müsait olur musun? Ya da tarihi sen seç.

Bir de konferanstaki konuşmanı çok başarılı bulan en az üç-dört kişiyle karşılaştım. Tebrikler!

Sevgiler,

Keith

 

Sakın Şöyle Biri Olmayın     

ÇEKİNGEN

PAÇAYA YAPIŞAN

ÜNLÜ TAKİPÇİSİ

YAPMACIK TİP : Biriyle sadece otuz saniye geçireceksiniz, o otuz saniyenin sıcak ve samimi geçmesi için her şeyi yapmalısınız.

KARTVİZİT TOPLAYICI/DAĞITICI : Açıkçası, kartvizitlere aşırı önem yüklenmiştir. Tanışma işlemini başarıyla yaparsanız ve sonrası için görüşme sözü koparırsanız, bir parça kağıdın bir önemi kalmayacaktır. Bu gruba girenlerin temas kurdukları kişilerin sayısıyla hava atmayı severler. İşin aslı, ellerinde kişi adları ve telefon numaraları olan bir telefon rehberinden başka bir şey yoktur.

 

ON BEŞİNCİ BÖLÜM

İLİŞKİ KURUCU İLE İLİŞKİ KURMAK

 

“Tanıdık demek, sosyal bir güç demektir. Ne kadar çok gücünüz varsa, o kadar çok gücünüz var demektir.”

Süper ilişki kuruculardan biriyle tanıştınız mı tanıdığınız binlerce insana sadece iki adım uzaktasınız demektir.

İlişki kurucular her meslekte bulunabilir.

  1. Restorancılar : Bir restoran işletmecisini tanımak çok kolaydır. Akıllı olanlar, yaşadığınız deneyimi daha hoş kılmak için size kendilerini ekstra zahmete sokarlar. Size kalan, oraya biraz daha sık gitmektir.
  2. Kelle avcıları
  3. Lobiciler
  4. Bağış toplayıcılar : İşi bağış toplamak olan biriyle iyi arkadaş olanların önünde birçok kişiye ve fırsata uzanan bir yol bulunduğu ise herkesin malumudur.
  5. Halkla ilişkiciler
  6. Politikacılar
  7. Gazeteciler

 

 

ON ALTINCI BÖLÜM

ÇEVRENİZİ GENİŞLETİN

Bir başka ifadeyle çevre değiş tokuşu yaparlar. Çevrelerin sınırları akışkandır ve her zaman için açıktır.

Diyelim ki şirketinizin birkaç aydır tanıtımını yaptığı bir ürünü satmayı planlıyorsunuz. Müşterilerinizin çoğu da avukatlar olsun. Kendi avukatınıza gidin. Ona ürünü anlatın ve kendisinden birkaç avukat arkadaşını da alıp ev sahipliğini yapacağınız bir akşam yemeğine gelip gelemeyeceğini sorun

Bir başkasının arkadaş çevresini paylaşıyorsanız sizi bu yeni dünyaya götüren kişiye yeterince paye vermeyi ihmal etmeyin. Ondan sonra kuracağınız yeni arkadaşlıklarda da o kişiye şükran duygularınızı gösterin.

 

ON YEDİNCİ BÖLÜM

AYAKÜSTÜ KONUŞMA SANATI

 

Biriyle konuştuğunuzda hedefiniz ne olmalıdır? Güzel soru. Hedef çok basittir. Bir sohbet başlatmak, devam etmesini sağlamak, aranızda bir yakınlık oluşturmak ve karşınızdaki kişinin sizi sevmesini sağlamak.

Gerçekte ise herkesin bir başkasıyla ortak bir yönü mutlaka vardır. Fakat kendinizi açmaz, ilgi alanlarınızı, kaygılarınızı, duygu ve düşüncelerinizi kapalı bir kutuda saklı tutarsanız bu ortak yönleri bulamazsınız. Karşınızdakinin de aynı şekilde davranmasına yol açarsınız.

Hayatta yabancılarla konferanslarda, diğer mesleki toplantılarda bir arada bulunabilir, çok zaman sığ, anlamı olmayan konuşmalar yapabiliriz. Ya da içimizi bir miktar açabilir, insan olduğumuzu onlara gösterebilir ve daha derin bir ilişki için fırsat yaratabiliriz. İkisi de bize kalmış seçeneklerdir.

Bugünlerde, bazılarının “Bu da konuşulur mu!” diyecekleri konuları açmaktan hiç sakınmıyorum artık. Aşk, siyaset, maneviyat… Bunlar hayatı yaşamaya değer kılan konular değil mi aynı zamanda?

 

Sözsüz İpuçlarının Gücünü Öğrenin

Bir toplantıdasınız. Yanınızda oturan kişiye dönüyorsunuz. O da size dönüyor ve bir saniyenin binde birinde kafanızda binlerce hesaplama işlemi yapıyorsunuz.

  • Önce içten bir gülümseyin.
  • İnsanlara dokunmayı öğrenin. Samimiyet kurmakta en çok sevdiğim yol ise onun dirseğine dokunmaktır.

 

Samimi olun 

Başkalarının gözünde kendinize “özel” bir yer edinmek istiyorsanız, onların kendilerinin “özel” hissetmelerini sağlamalısınız. Birine kendini önemsiz biriymiş gibi hissettirirseniz, siz de onun gözündeki öneminizi kesinkes kaybedersiniz.

 

Konuşmayı ilginç kılın

Yeni biriyle tanıştığınızda mutlaka söyleyecek bir şeyleriniz cebinizde olsun. Güncel olayları takip edin. Niş konularda bilgilenin. Merak duyduğunuz belli bir alan, mesela yemek yapmak, golf ya da pul koleksiyonculuğu, hiç tahmin etmediğiniz ufukları önünüze açabilir.

Unutmayın, sohbeti tekelinize almayın ve uzun boylu konulara girmeyin. Tutkularınızı, meraklarınızı paylaşın, ama akıl verir duruma gelmeyin.

 

Johari Pencerenizi Ayarlayın

Model, insanların iç dünyalarını ne kadar açtıklarına dair fikir veriyor. Bazı insanlar içine dönüktür. Ve kendilerine dair çok az bilgi verir. Pencereleri az bir parça açıktır. Bazıları dışa dönüktür ve kendilerine dair çok bilgi verirler.

Greg’ten Johari Penceresi kavramını, pencereni karşındaki kişiye göre açıp kapaman gerektiğini öğrendiğimde ise her şey yerli yerine oturdu. Greg, kiminle konuştuğuna bakmaksızın kendisi gibi hareket eder, ama mesajını, karşısındaki kişiye en uygun tonda ve stilde verirdi.

 

ÜÇÜNCÜ KISIM

TANIDIKLARI İŞ ARKADAŞINA DÖNÜŞTÜRMEK

 

ON SEKİZİNCİ BÖLÜM

SAĞLIK, PARA VE ÇOCUK

 

Akıl hocalığını yaptığım biri de olsa, birlikte iş yapabileceğimiz biri de olsa, biriyle ilk sohbetimde o kişiyi harekete geçiren unsurların neler olduğunu anlamaya çalışırım. Genellikle üç sonuç çıkar: Para kazanmak, sevgili bulmak ve dünyayı değiştirmek. Gülüyor musunuz? En derin arzularının su yüzüne çıkması karşısında çoğu insan aynı şeyi yapar.

En başarılı kurucular, finansal guru, seks terapisti ve idealist hümanistlerin bileşkesinden çıkar

İnsan ilişkilerinde takip edilecek ilkeler, Dale Carnedie’nin altmış yıl önce bize gösterdiklerinin aynısıdır. Bu ilkeler evrenseldir ve zamanla eskimezler.

İnsanlara bir şey yaptırmanın yolu, onların önemini kabul etmek ve kendilerini önemli hissettirmekten geçer. Herkesin en derinlerde beslediği arzular önemlidir ve anlaşılıp kabul edilmesi gerekir.

İnsanların kim olduklarını, hayattaki amaçlarını anlamaya çalışmak, onları takdir etmenin ve gururlarını okşamanın en iyi yoludur.

Birinin amacını gerçekleştirmesine yardımcı olursanız o kişiyle aranızda bir bağ kurulmasını sağlamakla kalmazsınız, o bağın güçlü ve sürekli olmasını da sağlarsınız.

“Keith, bu dünyada insanlarla aranda derin duygusal bağlar oluşturabilecek üç şey vardır : Sağlık, servet ve çocuk.”

Sağlık ile ilgili bir konuda birine yardım ederseniz, birinin kişisel servetine olumlu bir etkide bulunursanız ya da çocuklarına karşı samimi bir ilgi gösterirseniz hayat boyu sürecek bir sadakati de yaratmış olursunuz.

Birine gerçekten etkili bir diyet vererek zayıflama çabasında yardımcı oldunuz mu? Size faydası dokunmuş bir vitamini ya da besin desteğini başkalarıyla paylaştınız mı? Ufak tefek şeyler gibi görünebilir ama sağlık ve beslenme de dahil olmak üzere bu üç konu, çok şey ifade edebilir.

İnsanların hayatlarındaki en önemli konulara gireceksiniz, o konulara hak ettikleri ilgiyi göstermeniz gerektiğini unutmayın. Unutursanız, niyetleriniz geri teper. Bir insana samimiyetle yardım etme sözü verip sonradan kılınızı bile kıpırdatmamak kadar kötü bir şey yoktur.

 

ON DOKUZUNCU BÖLÜM

TOPLSUMSAL ARBİTRAJ

 

Bu sistem nasıl işliyor? Bunun bir oyun olduğunu düşünün. Biri, bir sorundan söz ettiğinde çözümleri düşünmeye çalışın. Çözümler, deneyim bildiklerimden, arkadaş ve tanıdıklarımdan oluşan araç kitimden doğar. Örneğin, Los Angeles’ta bir ev satın almaktan bahsediyorsa, aklıma gelen ilk şey “Çevremden yararlanarak nasıl yardım edebilirim?” sorusu olur. Oyalanacak zaman yoktur. Cep telefonumu çıkarır, ev almak konusunda yardımı dokunabilecek bir tanıdığımı bulmaya çalışırım. Telefonu çevirirken şöyle bir şey söyleyebilirim: “Betty adındaki bu emlakçı ile mutlaka tanışmalısın. Los Angeles’ı onun kadar iyi bilen biri yoktur. Bu, onun telefon numarası. Ama bir dakika…” Betty şimdi telefonun diğer ucundadır. “Betty merhaba. Özlettin kendini. Kaç zaman oldu konuşmayalı… Bak ne diyeceğim, yanımda bir arkadaşım var ve senin uzmanlığından yararlanmak istiyor. Ona senin numaranı verdim ve sana da şahsen haber vererek seni arayacağını bildirmek istedim.”  Bağlantı kurulur. İşlem tamamdır. Bundan sonra ne olursa olsun her iki taraf da çabalarımdan dolayı mutluluk duyacaktır.

Chicago’daki Yöneticiler Kulübü’ne üyeliğin var mı?

Benim düşüncem mi? Bana sorarsanız, gerçek güç, vazgeçilmez olmakta yatar. Vazgeçilmeme durumu bir santral gibi çalışmakla, mümkün olduğunca çok kişiyle –bir başka deyişle mümkün olduğunca çok sayıda başka dünyayla- bilgi, iyi niyet ve tanıdık kişi paylaşmakla mümkün olur.

Yaptığı araştırma şu rahatsız edici soruyu fazlasıyla yanıtlar: ”Bildiğin mi seni başarıya götürür, kimleri tanıdığın mı?” Burt’e göre cevap “her ikisi de”. Tanıdığınız kişiler, bildiklerinizi etkili şekilde uygulayabilme olanaklarınızı yakından ilgilendirir. İşleri yürütmek ve şirketin duvarlarının üzerinden aşmak doğru ilişkilere sahip olmayı gerektirir.

Amazon.com’ da bir araştırma yapın ve giysi tasarımcısı olmak konusunda yarar sağlayabilecek bir kitap bulun. Sonra o kişiye kitabın linkini, hatta daha da iyisi kitabın kendisini gönderin. Doğrudan da konuşabilirsiniz. Bu hareket, karşınızdaki kişi için çok şey ifade edecektir.

İnsanlara bu şekilde ulaşmak zaman ve emek ister. Ama takdir edilmesinin de sebebi aynıdır. Bütün o bağlantıları ve bilgi birikimini harekete geçirmek ve nihayetinde birini sevindirmek, asri zamanların etkili kişisi olmak için gerçek bir akçedir.

 

 

YİRMİNCİ BÖLÜM

ÇINLAYIN – HER ZAMAN

 

Woody Allen’ ın bir zamanlar söylediği gibi başarının yüzde 80’i sadece kendini göstermekten ibaret ise, o halde ilişkiler inşa edip bunları kalıcı kılmanın yüzde 80’ini de sadece insanlarla teması koparmamak, arayı sıcak tutmak, onları arayıp sormaktır.

Doğrusu çok kolay bir şey değildir. Çınlamak emek ister. Zor kısmı da budur. Sürekli olarak çınlamak, çınlamak ve çınlamak zorundasınızdır. Ateşi sürekli beslemelisiniz. Beslemezseniz zayıflar ve söner.

Saydığım kuralları yerine getirerek çevrenizi canlı tutabilirsiniz. Ben şahsen her gün düzinelerce telefon görüşmesi yapıyorum. Bunların büyük kısmı, arkadaşların sesli mesaj kutularına bıraktığım hal hatır sormalardan ibaret. Sürekli olarak e-posta gönderiyorum. Bir BlackBerry cihazım var. Fark ettim ki çınlama çalışmalarımın birçoğunu seyahatlerim sırasında yapmam mümkünmüş. Cihaz bana doğum günü, yıldönümü gibi önemli günleri hatırlatıyor. Böyle günler de insanları arayıp kendilerini kutluyor, bir yandan da onlarla temas kurmak için güzel bir vesile elde etmiş oluyorum.

Siz ve hedefleriniz için işe yarayan bir gruplama yapın. Bu iyi bir alışkanlıktır ve tekrar tekrar yapılmayı hak eder. Bütün başarılı insanlar, planlamacıdır. Kağıt üzerinde düşünürler. Plan yapmak, onların ifadesiyle başarısızlığı planlamak demektir. Plan ise bir dizi eylem ve isimden meydana gelen bütündür.

Kategorilere ayırarak oluşturduğunuz ve çevrenizdeki herkesi içeren ana listeyi yazdırmaya geldi sıra. Şimdi soru şudur: “Listedeki kişilerle ne sıklıkta görüşmeliyim?” Çok basit bir sistemim var. Fakat bu sistemi siz pekala geliştirebilirsiniz. Listedeki isimlerin yanına rakamla 1,2,3 yazıyorum.

Yanına “1” yazdıklarımla her ay en az bir kere görüşüyorum.

Mesleğim ve işim için önemli olan insanlara katma değerli bir çınlamayı daha uygun görürüm. Kurduğum iletişimde bir değer sunmaya çalışırım. Tanıdığım biri terfi etmişse, çalıştığı firma başarılı bir dönem geçirmişse ya da bir çocuğu olmuşsa bunları takdir ettiğimi gösteririm.

 

YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM

ÖNEMLİ KİŞİYİ BULUN VE ONU BESLEYİN

 

Sizin, benimi hepimizin oturmuş bir çevresi vardır. Ama partileri hep aynı kişilerle düzenlersek çevremizi asla genişletemeyiz ki. Bu arada bir de küçük engel söz konusudur. Yabancıları rastgele davet ederken, özellikle çevrenizdeki insanlardan daha yüksek itibarı ve deneyimli olanların nadiren olumlu etkisi olduğunu unutmamalısınız. Bu insanlar kendilerine uygun insanlarla birlikte olmak isterler.

Bu sürü zihniyetini yenmek ve normalde gelme niyetleri olmayan insanları yemekli partilerime çekmek için kendimce yararlı bir kavram geliştirdim: “Aır top konuk”.

Böyle birini saptamak ve partinize davet etmek zor bir şey değildir. Tanıdığınız ve yeterince yakın olduğunuz birinin böyle birine ulaşması ve partinize davetinizi iletmesi pekala mümkün olabilir. Arkadaşlarınızın anlattığı hikayelere ve sık sık ortaya çıkan isimlere dikkat ederseniz bu kategoriye giren kişileri kolayca saptayabilirsiniz. Genellikle arkadaşlarınızın hayatlarında pozitif etkileri olan kişilerdir. Aynı olumlu etkiyi sizin hayatınızda da yapacaklarını düşünmemek için ise bir sebep yoktur.

Yemeğinize biraz hareket getirebilecek herhangi biri aslında ağır top konuk olabilir. Gördüm ki gazeteciler bu iş için biçilmiş kaftandır. Maaşları pek yüksek değildir. Bu yüzden bedava yemek oldu mu kaçırmazlar. Ayrıca işlerinin büyük kısmı entrikalarla ilgilidir. İyi malzeme yakalamak için her zaman tetiktedirler. Yeni fikirler için bu tür toplantıları bir vesile olarak görürler. İyi konuşurlar. İnsanlar kendilerine dair haber yapabilecek birine fikirlerini anlatma düşüncesinden hoşlanırlar. Sanatçılar da tanınmış olsun olmasın, aynı kategoriye girerler. Partileriniz için yeterince büyük bir balık yakalayamazsanız, güce yakın birinin aklını çelmeye çalışabilirsiniz. İlginç bir politikacının siyasi danışmanı, ilginç bir CEO’ nun yönettiği ilginç bir şirketin CEO’ su, vb. böyle durumlarda önemli olan, çağırdığınız kişinin o daha üstteki kişi, kurumu, makamı çağrıştırmasıdır.

Böyle bir ağır top bulduğunuzda, sonraki iş konuk listenizi doğru bir karışım yaparak hazırlamaktır. Benim için, davet listesinin, bugün iş yapmak istediğim profesyonellerden, ileride iş yapmak istediğim tanıdıklardan ve “hafif cazibe unsurları” olarak tanımladığım enerjik, ilginç ve fikirlerini açıklamayı seven insanlardan oluşması gerekir. Tabii ki arkadaşlarınızı ve ailenizi de unutmamalısınız.

İdeal konuk sayısı altı-on  arasında olduğunu gördüm.

Yemeğe gelemeyeceğini söyleyenlere yemekten önce bir içki içmek ya da yemekten sonraki tatlı seansına katılmak için gelmelerini öneriyorum.

Çoğu partilerin ve konukların pili yavaş yavaş tükenmeye yüz tutunca, enerji düzeyini yeni bir grubun katılımıyla bir çırpıda yükseltiveririm. Partinin ateşi bir anda yeniden canlanıverir.

Kimi zaman piyanistle birlikte bir de şarkıcı ayarlarım ve yanına bir grup genç vokalist de eklerim.

Parti ortalığı yıktı geçti. Mark, potansiyel bir müşterisini, beni ve bir arkadaşımı çağırdı. Şu anda dördümüzde onun müşterisiyiz.

 

  1. Bir tema yaratın.

Aynı şeyi yapmamanız için bir neden yok. Irk, din, cinsiyet, meslek ya da başka bir şeye odaklı bir tema bulursanız partilerinize bir amaç katmış ve başkalarının ilgisini çekmiş olursunuz.

 

  1. Davetiye kullanın.
  2. Mutfak kölesi olmayın.
  3. Atmosfer yaratın.

Mekanı biraz güzelleştirmek için bir-iki saatinizi ayırın. Ama pahalı, sıra dışı şeylere para harcamayın. Mum, çiçek, loş aydınlatma ve müzik, hoş bir ortam için kafidir.

  1. Resmiyetten uzak durun.

Kıyafet olarak spor giyinirim. Kot ve ceket standart kıyafetimdir.

  1. Çiftleri birlikte oturtmayın.

İyi partinin özü, insanları doğru şekilde konumlandırmakta yatar. Çiftleri birlikte oturtursanız sıkıcı bir ortam yaratabilirsiniz.

İnsanların oturmalarını istediğim yerlere, üzerlerinde adları yazılı kartlar bırakırım. Zaman bulabilmişsem kartın arkasına ilginç bir soru ya da espri de yazarım. Bunlar, misafirlerin birbirleriyle daha kolay tanışıp kaynaşmalarına yardımcı olur.

  1. Gevşeyin.

Konuklar ev sahibinden etkilenir. Siz eğleniyorsanız büyük ihtimalle onlar da eğleneceklerdir. Parti akşamında sizin vazifeniz emeklerinizin meyvelerini toplamaktır. Bu bir emirdir!

 

 

 

DÖRDÜNCÜ KISIM

DAHA İYİSİNİ ALIP, SONRA GERİ VERMEK

 

 

YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM

İLGİNÇ OLUN

Sohbet sırasında o geniş caz koleksiyonunuzdan, Fildişi Sahili’nde geçirdiğiniz tatilden ya da herhangi bir siyasi konu hakkındaki muhalif görüşlerinizden söz ettiniz mi? Dünyada neler olup bittiğini öğrenmek için biraz zaman ayırın.

 

 

İçerik İnsanı Olun : Benzersiz Bir Bakış Açınız Olsun

İlginç olmak bir sohbete giriş bedeli olarak ihtiyaç duyacağınız bir konu hakkında, mesela siyaset, seyahat, bilim gibi konularda zekice konuşabilmek anlamına gelir. İçerik ise daha özel bir bilgi şeklidir. Başkalarının sahip olmadığı nelere sahip olduğunu bilmektir.

Ona şöyle cevap verdim: “Şirketin ve onun temsil ettiği fikirler hakkında önce, okuyanların ilgisini çekecek bir hikaye yarat. Bu senin içeriğin olacak. Sonra bunu paylaş. Hiçbir gazeteciye telefon açıp yaptığın işin neden çok özel olduğunu düşündüğünün anlattın mı? Bunu PR’cılara bırakamazsın. Gazeteciler her gün sürüyle PR’cıyla muhatap oluyor. Senden daha bilgili ve istekli kimi bulabilirler? Yaptığın işin uzmanı yine sensin.

İçerik Yaratma İşi Başkalarına Bırakılmalı 

Sizin yaptığınız iş bir başkası tarafından yapılabiliyorsa, o işi daha az ücret karşılığında yapmaya hazır biri mutlaka bulunacaktır.

Bir tek iş var ki başkalarına nasıl devredileceği kimse tarafından bulunamamış. O iş, fikir yaratmaktır. Sabah akşam fikir üretip yeni düşünce yolları geliştiren ve şirketin ufkunu açan kişileri öyle kolay kolay kimse değiştiremez.

Bir konuyu en iyi şekilde öğrenmek ve o konuda uzmanlaşmak istiyorsanız, o konuda ders verin.

Aslında, bu kitabı okuyup bitirdikten sonra sizinde çevrenizdeki bir okulda insanlarla nasıl ilişki kurulacağı ya da içerik yaratımı konusunda ders vermemeniz için bir neden yok. Hazırlık aşamasında  ve sonrasında öğrencilerinizle etkileşiminiz sırasında da daha fazlasını da öğrenebilirsiniz.

Kısacası ve en azından başlangıç aşamasında unvanınızı ve iş tanımınızı bir kenara bırakın. Bugünden itibaren, çevrenize ve şirketinize gerçek değer katacak hangi benzersiz uzmanlık alanında kendinizi yetiştireceğinizi düşünmeye başlayın.

Uzman olmaya giden yolda size yardımı olacak on ipucunu şöyle özetleyebilirim:

1.Öne çıkın, eğitimleri ve fırsatları ilk siz inceleyin.

Sektörünüzde, ön saflarda yer alan kişileri belirleyin ve onlarla temasa geçmek için bütün ilişki kurma maharetinizi ortaya koyun. Onları yemeğe götürün. Bültenlerini okuyun. Aslında bulabildiğiniz her şeyi okuyun. İnternette bilgi veren , analiz ve çıkarımlar yapan yüzlerce insan var. Bu analistler, yeniliğin gözü, kulağıdır. İnternete girin ve okuyabildiğiniz kadar okuyun. Dergilere abone olun, kitap alın, bulabildiğiniz en zeki insanlarla konuşun. Sonunda bütün bu bilgiler bu zemine oturacak ve başkalarının yapamadığı bağlantıları yapmaya başlayacaksınız.

 

  1. Aptalca görünen sorular sorun.

 

  1. Kendinizi ve yeteneklerinizi tanıyın.

Zamanınızın yüzde 20’sini zayıf yanlarınızı iyileştirmeye, yüzde 80 gibi büyük bir kısmını ise güçlü yanlarınızın daha da fazla güçlendirmeye adamalısınız.

  1. Öğrenmeye açık olun.

 

  1. Sağlık her şeyin başıdır.

Her iki ayda bir beş günlük bir tatile çıkarım. Ayda bir kere ruhani bir inzivaya çekilirim. Her hafta ruhsal bir şey yaparım.

 

  1. Sıra dışı deneyimlere hazırlıklı olun.

Çocuklarınızın neye ve neden ilgi duyduğunu öğrenin. Yaratıcılığınızı harekete geçirin. Moda olmayan şeyler hakkında bilgi olmaya çalışın. Garip be egzotik yerlere seyahat edin. Mesleğinizin ve konfor bölgenizin dışındaki şeylere bitmek tükenmez bir merak beslemelisiniz.

 

  1. Cesaretinizi yitirmeyin.

Siz kayığı sallarken sizi tutup suya atmak isteyecek kişilerin çıkacağından da asla şüphe etmeyin. Siz sonuçlara odaklanın ve sektörünüzün uçlarında nler olduğunu görebilmek için gözlerinizi dört açın.

 

  1. Yeni teknolojileri öğrenin.

 

  1. Niş bir alan bulun

 

  1. Parayı takip edin.

Yaratıcılık, uygulamaya geçirilmediği takdirde bir değer ifade etmez. İçeriğinizin özünde şu fikir yer almalıdır: Bu, bize daha çok para kazandıracak. Bir şirketi ayakta tutan, yaptığı satışlar ve sağladığı nakit akışıdır. Birisi gelip satın almadığı sürece tüm büyük iş fikirleri anlamsızdır.

İnsanları etkileyen, harekete geçiren unsur, duygulardır. Siz de kendi hikayelerinizde, size şüpheyle bakan kişileri, zayıfların da bazen kazanabileceklerine ve güçlü olanların da bazen darmaduman olabileceklerine ikna etmek için duygu faktörünü kullanın.

Slayt sunumlarını unutun. İçeriğinizin ne olduğunu tam olarak belirledikten sonra ilham verici öyle bir hikaye anlatın ki arkadaşlarınız ve meslektaşlarınız cesaretle, korkusuzca harekete  geçsin, sizin o basit ama derin hikaye anlatımınızla ileri atılsın.

 

YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

MARKANIZI YARATIN

Kendinizi geliştirmeye zaman ayırmaz, yeteneklerinizi daha iyiye taşımazsanız fark yaratabilen anlamlı işler çıkaramazsınız.

Kişisel Marka Mesajınızı Geliştirin (KMM)

İnsanlar adınızı duyduklarında ya da okuduklarında ne düşünsünler istersiniz? Sunabileceğiniz en iyi ürün ya da hizmet nedir? Becerilerinizi alın, tutkularınızla birleştirin ve pazarda ya da şirketinizin içinde en iyi şekilde nerelerde kullanabileceğini anlamaya çalışın.

Mesajınız, misyonunuzun ve içeriğinizin meyvesidir. Oturup kim olmak istediğinizi belirlediğinizde ve hedeflerinizi doksan günlük, bir yıllık ve üç yıllık planlar üzerine kağıda döktüğünüzde bütün bunları destekleyen bir marka algısı inşa edebilirsiniz.

Markayı Ambalajlamak

Bu aşamada genel bir uyarı vardır: ayağa kalkın. Tarz önemlidir. Sevseniz de sevmeseniz de,  kıyafetler, saç stilleri, kartvizitler, ofis ve konuşma çok dikkat çeker. Markanızın tasarımı çok önemlidir. Yeni kıyafetler satın alın. Kendinizi nasıl sunduğunuza dürüst bir gözle bakın. Başkalarına sizi nasıl gördüklerini sorun? Nasıl görünmek isterdiniz?

“Herkes  nasıl göründüğünüzü bilir ama çok az kişi sizi gerçek anlamıyla tanır.”

Markanızı Yayınlayın

Dünya sizin sahnenizdir. Mesajınız, “oyun”dur. Tasvir edeceğiniz karakter, markanızdır. Rolünüze iyi çalışın, karakterinizi iyi oynayın.

 

 

YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

MARKANIZI YAYINLAYIN

“Beni televizyona çıkarın” yazılı bir tişört giyip sokağınızın köşesinde durun demiyorum.

Başarılarınızı gizlerseniz, o şekilde kalırlar. Kendi reklamınızı yapmazsanız, başkası hiç yapmaz.

Yani bir kere sizinle ilgili bir haber çıktı mı, başka gazeteciler sizi aramaya başlayacaktır.

  • Kendi Hİ Temsilciniz Kendiniz Olun
  • Basın Arazisini Tanıyın
  • Açıları Kullanın

Çevrenizde olan biten bir şeyi ifade eden size özel durum nedir? Katalizör anları da unutmayın. Belki kimsenin satmadığı nadir bir hayvanı siz getirttiniz. Belki de kimsenin çocuklara yavru hayvan hediye edeceksiniz. Yerel bir gazetede ya da semt gazetesinde yayınlanabilir bunlar. Haberleriniz duyulmaya başlar.

  • Gazeteciyi Sevindirin
  • Hitabet Sanatında Ustalaşın

Bana, on saniye içinde neden sizinle ilgili bir yazı yazmam gerektiğini açıklayın.

  • İtici Olmayın

Biraz girişken olmak iyidir. Ama aldığınız işaretlere çok dikkat edin ve gerekiyorsa hemen geri çekilin.

  • Her Şey Kayıtlıdır
  • Tanınma Çabanızda Hata Yapmayın
  • Gazetecilere Tanıdığınız Biri Gibi Davranın

Bir röportajda olduğu gibi, bir basın mensubuyla karşılaştığınızda ilk amacınız, kendinizi sevdirmek olmalıdır. Benimle ilgili yazılan yazıdan pek hoşlanmasam ve haksızlık edildiğini düşünsem bile, yazan kişiye emeği nedeniyle teşekkür ederim. Yazının uzunluğuna kısalığına bakmaksınız, kısa bir teşekkür e-postası gönderirim.

  • Ünlü Kişileri Tanıyormuş Gibi Yapın

Hikayeniz sayesinde normal koşullarda ulaşamayacakları insanlara ulaşabileceklerini düşünürlerse size de farklı davranmaya başlarlar.

  • Pazarlamayı Pazarlamalısınız

O kadar emek verip sonunda güzel bir yazı çıkarttınız. Aman mütevazi olacağım diye tutturmayın. Yazıyı herkese göndermeye başlayın.

 

 

 

 

YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM

YAZMA İŞİ

 

Yazma beceriniz varsa –iyi haber, hepimizde biraz vardır- hemen hemen herkesle yakınlaşabilirsiniz. Yerel gazeteniz için bile olsa, biriyle ilgili ya da biriyle beraber bir haber yazarsanız o kişiyle yakınlaşma fırsatı yaratmış olursunuz.

Ama şimdi, röportaj yapmak için aradığınız kişilerin karşısında siz böyle davranmamalısınız. Çağırdığınız insanlar rastgele insanlar değiller. İşin uzmanları ya da önemli düşünce insanları olduğu düşündüğünüz ve araştırdığınız konuda size yarar sağlayacak insanlar.

Bu insanları arayarak ve görüşme ayarlayarak yaptığınız bir şey var ki o da yeni birileriyle tanışma fırsatıdır.

 

 

YİRMİ ALTINCI BÖLÜM

GÜÇ İLE YAKINLAŞMA

 

Toplum bilimciler buna “yakınlıktan gelen güç” derler. Etkili insanlarla birlikte tanımlanmaktan kaynaklanan bir güçtür. Bu fenomeni her yerde görebilirsiniz. Dahili ilişkilerden kaynaklanan bu güç, illa çok yüksek makamlardaki insanların tekelinde olacak diye bir kayıt yoktur. Kurumsal hiyerarşide çok yüksek mevkileri işgal etmemekle birlikte kişisel asistanlar da, sırf CEO’ ya yakınlıkları nedeniyle bu güce sahiptirler.

Etki gücü yüksek kişilerle yakın olmak sizin ve şirketinizin daha çok tanınması demektir.

Gördüm ki, güven duygusu güçlü ve ünlü insanlarla yakınlaşmanın temel unsurlarından biridir. Yeter ki  tavırlarınızın arkasında art niyetler olmasın. Ağırbaşlı davranın. Onlarla iletişim kurarken “yıldız” gibi değil, insan olarak görün. Onların sizi kendilerine denk biri, bir ahbapları, tanıdıkları gibi görmelerini sağlayın ve ona göre muamele görmeyi hak ettiğinizi hissettirin. Bir karşılaşmanın ilk anları bir sınav niteliği taşır. Karşınızdaki kişi size güvenip güvenemeyeceğini bu anlarda tartar ve anlamaya çalışır.

Ünlü ve nüfuz sahibi insanlar her şeyden önce etten kemikten insandır. Gururludurlar.

  • Genç Başkanlar Örgütü

 

  • Politik Bağış Toplayıcılar

 

  • Konferanslar

 

  • Kar Amacı Gütmeyen Dernekler

 

  • Spor (Özellikle Golf)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM

SİZ YAPIN, ONLAR GELİRLER

İşte çoğu ilişkiler belli bir projeyle ya da anlaşmayla sınırlı kalır ve bunlar nihayetine erdiğinde kurulan ilişkiler de sona erer. Oysa, bir kulüp üyeliği, (tercihen kendi başlattığınız kulüp üyeliği) yıllarca sürecek arkadaşlıklar kurulmasını sağlar.

 

 

YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM

KİBRİNİZE TESLİM OLMAYIN

En önemlisi, kibrin bir hastalık olduğunu, gerçek arkadaşlarınızı ve onların neden önemli olduklarını size unutturabileceğini öğrendim.

 

 

 

YİRMİ DOKUZUNCU BÖLÜM

MENTORLAR, AKIL VERECEK KİŞİLER BULUN, TEKRARLAYIN

 

Mentorluk, insanların egolarını kapıda bırakmalarını, başkalarının başarılarını kıskanmamayı, fırsat bulunduğunda yararlı ilişkiler kurmak için çaba göstermeyi gerektiren bir eylemdir. Partideki diğer stajyerler Pat’e ve diğer kıdemli yöneticilere çekinerek ve can sıkıntısı ile baktılar. (Onlarla ortak yanım nedir?) Dolayısıyla da mesafeli davrandılar. Kendi unvanlarına ve o üst düzey yöneticilerin unvanlarına baktılar ve kendilerini dışlanmış hissettiler. Böyle düşündükleri içinde gerçekten dışarıda kaldılar.

Fayda anlamında ilk yapmanız gereken, yardım talep eden değil, teklif eden taraf olmaktır. Bilgisine ihtiyaç duyduğunuz biri varsa, o kişiye yararlı olmanın yollarını bulun. İhtiyaçlarını düşünüp. Onlara ne şekilde yardım edebileceğinizi araştırın. Belli bir konuda yardımcı olamıyorsanız, üye oldukları hayır derneklerine, şirketlerine ya da mensubu oldukları topluluklara, cemaatlere katkıda bulunmanızda mümkün. Mentorlarınıza, en başta, emeklerinin karşılığı olarak sizinde bir şeyler yapacağınızı söylemelisiniz. Pat, yılda üç kere benimle yemek yeme fikrini düşünmeden evvel, Deloitte için kendimi adayarak çalışıp çalışamayacağımdan emin olmak durumundaydı. Kendimi kısa sürede güvenilen bir kişi durumunda bulmam, sonrasında Pat ile arkadaşlığımızı ilerletmemiz hep bu sayede gerçekleşti.

 

OTUZUNCU BÖLÜM

DENGE MASALI

Zamanı kullanmak için kendi yönteminizi oluşturmaya çalışmaktan korkmayın. Başkalarıyla yakınlaşma, irtibat kurma şekliniz, kocaman bir gorili yeme şeklinizle aynı olmalıdır: Her ısırışta küçük bir lokma.

Daha Çok İnsan Daha Çok Denge

Kaç kişi evimize girip buzdolabını açıp keyfince içinde ne var, ne yoksa karıştırabilir? Pek az kişi. İnsanlar, “buzdolabı karıştırabilecekleri ilişkiler” e ihtiyaç duyuyorlar.

 

OTUZ BİRİNCİ BÖLÜM

BAĞLANTI ÇAĞINA HOŞ GELDİNİZ

Fakat, böyle bir başarıda bir şeyler eksik olmayacak mıdır? Sizi seven bir aile güvenilir bir arkadaş çevresi olmadan sadece meslektaşlarınız. Ve müşterilerinizle mi yetineceksiniz?

Tanıdığım onca zeki ve yetenekli insanla birlikte nasıl oldu da hayatımı böyle çığrından çıkarmayı başardım.? En önemli soruları kendimize sormaktaki beceriksizliğimiz yüzünden elbette. Tutkularınız nelerdir? Sizi gerçekten ne mutlu eder? Fark yaratmak için ne yapmalısınız?

Başarı arayışı fark ettim ki, neyin başarmaya değeceğini bildiğinizde çok eğlenceli ve ilham verici olabilir.

O halde hemen bugünden başlayarak, hedeflerinize ulaşmanızda yardımcı olacak isimlerle tanışmak ve gereken bilgi, deneyim ve kişileri bir araya getirmek üzere kolları sıvayın.

Ama önce kendinize karşı dürüst olun. İnsanlarla ilişki kurmak, bir şey almadan önce vermek için ne kadar zaman ayırabilirsiniz? Kaç mentorunuz var? Kaç kişiye mentorluk yaptınız? Neyi yapmaktan mutlu oluyorsunuz? Nasıl bir hayat sürmek istiyorsunuz? Kimleri yama işi yorganınızın bir parçası olarak görmek istersiniz?

 

KEİTH FERRAZİ

    TAHL RAZ 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Aydın Sözler Kitap Özeti

By Kişisel Gelişim, Kitap

Farklı sektörlerde faaaliyet gösteren Aydın Doğan’ın kitabında dikkatimi çeken sözleri sizin için özetledim.

 

  1. Her çalışmayı yakından takip eden, tüm detaylara hakim ve özellikle de hiçbir şeyi unutmayan bir patrondu.
  2. İş dünyasının tamamına bakıldığında bütün sıra dışı işlerin zekadan çok bu hislerin etkisiyle ortaya çıktığı görülürdü. Aydın Doğan’da ziyadesiyle vardı bu, bir tür altıncı his, koku alma yeteneği. Dinlerdi ama dinlemesi beş dakika sürer; o his doğarsa göbeği atar, doğmazsa atmazdı.
  3. Bazen hırsın, rekabet duygun, kendini dinlemene mani olabilir. Buna izin vermemek, o hissi dinlemek lazım.
  4. Satmayıp ta pişman olacağına, satıp ta pişman ol.
  5. Siz ün peşindesiniz, ben un peşindeyim!
  6. Laf sahibinden çoğalır.
  7. Büyükbabaların erken yatma hakkı vardır.
  8. Herşeyi denemek çok zaman kaybettirir. Yapmazsan kaçırabilirsin. Kısmeti nasıl yakalarsın?
  9. Şu alanda şu iş var, şöyle yapmayı düşünüyorum, ne dersin? Gibi net bir soruyla değil; sohbet arasında lafı bir şekilde oraya getirerek alıyor cevabını, yani nabız yoklayarak fikirleri topluyor.
  10. Aydın Doğan belli bir düzen içinde yaşamaya alışkındır. Günlük programında iş ve sağlığı ile ilgili yapması gerekenleri, disiplinli bir şekilde yerine getirir. Ne zaman ne yenecek, toplantılar arasında hangi aralıkta ne kadar yürünecek, uyunacak, hepsi planlıdır ve müthiş bir nefis kontrolüyle kaçamağa izin vermez.
  11. Uçurumlar küçük adımlarla aşılmaz.
  12. Böyle hayali para kazanmak çok güzel, ama o para proje üstünde olduğunda değil, cebe geldiğinde kazanmış oluyorsun! Banknot cepte gerek.
  13. Ama yöneticilik bir noktada yalnızlıktır. Sorumluluktan kaçamazsınız. Verdiğiniz karar sizi hep takip edecektir. Ama bunlardan ürküp karar alamazsanız da yöneticilik yapamazsınız.
  14. Aydın Doğan’ın tavla oynama stilinin karakterinin bir yansıması olduğunu düşündü hep: Genellikle tutucu oynuyordu, bekliyor, anı yakaladığında ise atağa geçiyordu.
  15. Aydın Doğan iş görüşmelerinde, iş dünyasında genellikle sorulan klasik soruları sormadı hiç; karşısındakinin haline tavrına, işte bu cümlesinde olduğu gibi gözünün içine bakıp bakmadığına dikkat etti, kararını da bu gözlemlerinden çıkardıklarıyla verdi.
  16. Hırsızı kaçtığı yere kadar kovalayacaksın.
  17. Ben ayakkabı yap diyorum, sen içine çorapta örüyorsun.

Satışta Başarı (Kitap Özeti)

By Kitap

Merhaba

Okuduğum kitaplardan beğendiğim cümleleri sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Beğendiğim kitaplardan biri olan Satışta Başarı kitabı özetidir. Aşağıda bulabilirsiniz. Keyifli okumalar.


Yazar Frank Bettger kimdir?

1888-1981 yılları arasında yaşamış, dönemin başarılı satış ve iletişim uzmanlarından Dale Carnegie ile birlikte onlarca seminer vermiş başarılı bir satıcı. O günden bugüne satış konusunda birçok şeyin aynı olduğunu görüyorum.
Aşağıdaki cümleler kitaptan bence önemli olan alıntılardır. Bazılarını direk anlamak mümkün olmayabilir. Kitaptaki o bölümü komple okumanız gerekebilir.

 

BİR TEK FİKİR, GELİR VE MUTLULUĞUMU NASIL ARTIRDI?

  • Gelirimi 700% artıran şey, daha gayretli olma kararımdan başka bir şey değildi
  • Sözlerinize biraz canlılık katmadığınız takdirde dinleyicilerinizin size karşı ilgi duymasını nasıl beklersiniz?
  • Müşterime  en gayretli satışçıyı göstermeye istekliydim. Yumruğumu masaya vurunca ne oluyor demesini bekledim ama olmadı. Gözlerini açıp beni dinledi
  • Kendimi istekli davranmaya zorladığım zaman çok geçmeden o istedi içimde hissederdim.
  • Arkadaşımın büyük başarısının sebebi bilgi değil, isteklilikti. Kendi bir dinamo gibi çalışırdı. Nasıl mı? Sadece kendini hırslı olmaya zorlayarak.
  • Satıcı heyecanlanınca müşteri de heyecanlanır ve iş bitiririz.
  • İstekli olmak için istekli görünün.

BU FİKİR PES ETTİKTEN SONRA BENİ YENİDEN SATIŞ İŞİNE DÖNDÜRDÜ.

  • Tüm satış işinin temeli budur: randevu almak
  • Kendini organize etmenin tek yolu
  • Haftada 40, yılda 2000 görüşme hedefi koydum.
  • Cuma günü yarım gün kendimi organize etme günü ilan ettim. Başka bir gün bununla uğraşmadım.
  • Asla ama asla bir şeyin programımı bozmasına izin vermedim.

 

SATICILIĞIN EN ÖNEMLİ SIRRINI NASIL ÖĞRENDİM

  • Satıcılığın en önemli kısmı, karşı tarafın isteğini öğrenmek ve onun bunu elde etmesine yardımcı olmaktır. Bu bir satış tekniğinden öte, bir yaşam felsefesi.

 

TAM İSABET

  • Benimle ilk konuşan kişi “ben” diyerek kendi ne yapmak istediğini anlattı. İkincisi ile SİZ diyerek benim yapmak istediklerimi anlattı. Buna “hayır” diyemedim ve kabul ettim. İkinci kişi TAM 12 den isabet ettirmişti.
  • “Birine bir şey yaptırmanın tek ama tek yolu vardır. Onun yapmayı istemisini sağlamak” DaleCarnegie
  • Bir insana ne istediğini gösterin, onu elde etmek için elinden geleni yapacaktır.

 

15DAKİKADA 250.000USD lik SATIŞ

  • Elliot Hall itirazları cevaplarken süperdi. O, herkesin yaptığı gibi kitaplarda “itirazlara nasıl karşı çıkılır” bölümlerinde yer alan klişe yanıtlarla değil, itirazları SORU SORARAK karşılıyordu.

 

SATIŞTAKİ TEMEL PRENSİPLER

  • Konuşma sırasında karşıdaki için EN ÖNEMLİ konuyu belirle. Onun için
    • En büyük kazanç,çıkar konusu nedir?
    • En büyük zarar verecek konu nedir?
  • Çok konuya birden girme. Ana konunu belirle ve onun üzerine git.
  • Bomba Patlat: “eğer kardeşim olsaydınız, tüm o yapılanları çöpe atıp, yeni başlangıç yapardım”
  • Korku uyandır: İnsanları harekete geçiren 2 unsur var. Kazanç isteği ve Zarar korkusu. Karşıdakinin neyi kaybedeceği üstünde dur. Kazanacağını belirt.
  • Karşıdakini mutlaka bir yönden takdir et.
  • Daha görüşmeden, Kesinlikle işi bitirmişin kadar rahat ol. İşe bitmiş gibi işler yap (rapor hazırla, yerimizi sattığımızda vs.)
  • Cümlelerinde BEN olmasın, SİZ olsun. Böylece onun istemesini sağlarsın.

 

GÖRÜŞMELERDE SORU SORMAK

  • Hiç vakti olmayan birine “Bu işe nasıl başladınız” diye sor, sana 3 saat anlatsın.
  • “Bir uzmanla çalışmalısınız” yerine “Sizce de , bir uzmanla çalışmak daha doğru olmaz mı?” diye demek daha etkilidir.

BİRİNİN SATIN ALMASININ EN ÖNEMLİ NEDENİNİ NASIL BULURSUNUZ?

  • Karşıdakinin en hasass konusunu soru sorarak bul. Sonra o sorunu çözmeye çalış sürekli. En hassas bölgeden asla ayrılma.
  • Bir emlakçı bana ev satarken ağaçları sevdiğimi ağzımdan aldı. Sonra sürekli ağaçları anlattı. Yani bana ağaç sattı. Evi bedavaya verdi !

 

SATIŞTAKİ EN ÖNEMLİ SÖZCÜK

  • Bence en önemli sözcük 5 harflidir. N E D E N.
  • Karşıdaki her itiraz ettiğinde “neden” diye sor.
  • Bu parayı veremem:  neden?
  • Bana yaramaz: neden?
  • Yapamam: neden?
  • Eğer “neden” sorusu ile tam bir cevaba ulaşamadıysan “Bunun haricinde aklınızda mutlaka başka bir sebep var. Nedir acaba?”diye sor

SATIŞIN TILSIMI OLAN UNUTULMUŞ SANAT

  • Bundan sonra sizinle konuşan herkesin gözünün içine bakın ve bunun inanılmaz etkisini görün.
  • Eğer karşıdakinin seni dinlemediğini hissettiysen hemen cümlenin ortasında sus! . karşıdaki söyleyeceğini söylesin, sen sonra devam et.
  • Karşıdakini dinlemek yerine, kendi ne söyleyeceğinizi düşünürseniz ana sorunu unutup yanlış sonuçlara varırsın.
  • İyi bir konuşmacı olmana gerek yok. İyi bir dinleyici ol yeter.

 

GÜVEN OLUŞTURMA

  • Mesleğinle alakalı haber,dergi, seminer vs katıl. Bilgini genişlet. Bilginle güven oluştur.

GÜVEN KAZANMAK İÇİN ŞAŞMAZ YOL

  • Tanıklarını ortaya çıkar. Referans ve ortak tanıdıkları ortaya koy.

İYİ GÖRÜNMEK

  • Elbise insanın kendi değildir ama görünen kısmının 90% dır.

LİNCOLN’DEN DOST KAZANMA FİKRİ

  • “Ahmet bey siz bana büyük bir ilham kaynağı oldunuz. Yaptıklarınız ve bu kadar zorlukları atlatmanız bana rehber oldu”
  • “Mehmet sen ilerde çok iyi bir uzman olacaksın”
  • Tanıştıklarının isimleri, çoukları, ailesi, geçmişi gibi konuları not et.

 

BUNU YAPINCA DAHA İYİ KABUL GÖRDÜM

  • Içten ve istekli gülümsemesi olan biri, asık yüzlü birinden çok daha fazla iş yapar.
  • Rastladığınız herkese içten bir gülümseme ile yaklaşın, bunu 30 gün deneyin, farkı görün.

 

İSİMLERİ VE YÜZLERİ HATIRLAMANIN YOLU

  • Biri ile konuşurken kendini unut, sadece o kişiye ve yüzüne odaklan. Konuşma sırasında bikaç defa onun adını söyle.
  • Aynı şekilde kendi adını arada geçir “.. bana Fatih sen de dahil ol” gibi bahanelerle adını ona öğret.
  • İsmi ile yüzü arasında komik ilişki kur.
  • Herkese adı ile seslenmeyi adet haline getir.
  • İsimlerinin anlamlarını sorabilirsin.
  • Sadece müşteri değil, sekreterinin dahi adını ezberlerim.

 

SATICININ İŞ KAYBETMESİNİN EN BÜYÜK NEDENİ

  • Çok konuşmak. 1-2 dakikada derdinizi anlatabilmelisiniz.
  • Konuşmayı maddele ve kısa cümle kur. “Size sunacağım 4 konu var. 1..,2..,3..,4..” böylece bitene kadar bekler.

 

SATIŞTAN ÖNCEKİ SATIŞ

  • Konuşma başında içtenlikle kendini tanıt, ne için geldiğini anlat.
  • Karşıdaki size değer vermiyorsa, satış için boşuna uğraşırsın. Ilk 10 saniyede onu etkile ve konuşmanın değerli olduğunu hissetsin.
  • Bir arkadaşım “25 yıllk satıcılık hayatımda en önemli şeyin müşterinin hobisini öğrenip o konu hakkında konuşmak olduğunu öğrendim” demişti

 

GERÇEK İSTEĞİ ÖĞRENME

  • “Nasıl ki bi doktara gitsesin ama hiçbir şey anlatmazsanız neyiniz olduğunu bilemez. Benim de sizi tam anlamam ve çözüm bulmam için size birkaç soru sormama izin verir misiniz?”
  • Gerçek nedeni öğrendikten sonra, “teşekkür ederim. Bana müsaade edin ve bikaç gün sonra rapor olarak size sunacağım” diyerek ayrıl.

 

RANDEVU ALMANIN SIRRI

  • Insanlar randevu ile çalışmayı sever. Siz de insanlara randevu verin. Değerli olur ve zamanı iyi kullanırsınız.
  • Ben her türlü mantıklı çabayı gösterdikten sonra benimle işbirliği yapmakta samimi olmayan o kişiyi hemen unuturum , silerim.

 

SEKRETERLERİ ATLATMAK

  • En büyük hile, doğruyu söylemek. Yani içten ve samimi şekilde derdini anlat.

BÜYÜK İŞ ALANLARINA GİRMEMİ SAĞLAYAN FİKİR

  • Bir satıcının yaptığı ziyaretler azaldığında, işine olan ilgi ve heyecan azalmıştır.
  • Konuşmanızı defalarca yapın, artık bilinçaltına yerleşsin. Sık sık gerekirse arkadaşınızla role-play yapın.

 

MÜŞTERİ SATIŞ YAPARKEN SİZE YARDIM ETSİN

  • Bir nesneyi kullan ve görselleştir. Elindeki kibriti yaktıkran sonra “Buket hanım, süpürgemiz kesinlikle sessiz. Bu kibrit kadar”
  • Müşteriye rakam vermek yerine, bunu kendine hesaplattır. Daha etkili olur.

 

MÜŞTERİYİ TARAFTARA DÖNÜŞTÜR

  • Müşteriniz asla unutmayın. Ve onun sizi unutmasına izin vermeyin.
  • Yeni müşterilere ulaşmanın en büyük yolu, eski müşterilerdir. Satış sonrasında yine görüşün.
  • Satıştan sonra o kişiyi ziyaret edin. Onun malını sevin ve övün. Doğru iş yaptığını bilsin.
  • Bir kişi seni başkasına tavsiye ettiyse, gitmek için hiç bekleme. Hemen ziyaret et.
  • Müşteri bulmak traş olmak gibidir. Uzun süre yapmazsan serseriye dönersin.

 

SATIŞI TAMAMLAMANIN 7 KURALI

  • Son söylenmesi gereken şeyi sona saklayın. Bunun için heyecan duyarsın ama heyacanını bastır.
  • Konuşmayı en son olarak özetle. 1 dakikada yap bunu.
  • Özetledikten sonra “beğendiniz mi?” diye sor.
  • Sonra 1-2 tane “evet” diyeceği sorular sor. “Bu iyi fikir değil mi”
  • Itiraz ederse “neden” diye esas sebebi öğren. O sorunu çöz.
  • Kağıdı çıkar ve imzala, ona imzalaması için uzat. “X harfi koyduğun yere paraf atabilirsiniz” de.Kalemi ona ver.

 

SATIŞI BİTİRMENİN DOĞRU ZAMANI NEDİR?

  • Bu boks maçı gibidir. Kaçıncı raound olduğu belli olmaz. Karşı taraf hazır olduğunda bitirirsin.
  • Her görüşmeden önce “BU EN BAŞARILI GÖRÜŞMEM OLACAK” diye tekrarla.
  • Bir yazar: “Biraz umursamazlık alışkanlığı geliştirin. İnsanların sizin hakkınızda ne düşüneceğini umursamayın. Böylece daha çok sevilirsiniz.”

 

FRANKLİN’İN NOTLARI: ( Her konuyu 1 hafta boyunca ön plana çıkarabilirsiniz)

  1. İstekli olmak
  2. Düzenlilik. Kendi kendini örgütlemek
  3. Başkalarının çıkarları açısından düşünmek
  4. Sorular sormak
  5. Temel çıkar /zarar konusunu belirlemek
  6. Susmak:dinlemek
  7. İçtenlik,samimiyet
  8. Işini iyi bilmek
  9. Takdir ve övgü
  10. Gülümsemek
  11. Ad ve yüzleri hatırlamak
  12. Hizmet vermek,müşteriyi aramak
  13. Satışı tamamlama